<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730</id><updated>2011-12-13T15:26:07.615+01:00</updated><title type='text'>Camdan Bakarken</title><subtitle type='html'>HAYATIN İÇİNDEN, İSTANBUL'DAN; İLİŞKİLER, MODA, YENİ AÇILAN YERLER, BENİM İLGİMİ ÇEKEN YENİLİKLER veya ESKİLİKLER,İNSANLAR,OLAYLAR... İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK HERŞEY</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>29</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-4998533955441229094</id><published>2010-12-21T00:29:00.004+01:00</published><updated>2011-01-06T13:00:30.959+01:00</updated><title type='text'>Camdan Bakarken</title><content type='html'>İlk bloguma yazı yazdığımda sene 2006'nın Kasım ayıymış. Teker teker bütün yazılarımı okudum. Aradan geçen dört seneden sonra aynı başlıklar altında yeni yazılar yazmaya karar verdim. Böylelikle hem ben kendimdeki farkı göreceğim, hem de sizler ey beni şuan okuyan sizler, bunu görebileceksiniz.&lt;br /&gt;Camdan bakıyorum ben. Yolcu koltuğunda giderken hep camdan bakıyorum. Yoldan geçen insanları seyrediyorum, ışıklı dairelerin içine bakıyorum, o insanların hayatlarını hayal etmeye çalışıyorum, düğünde servis yapan garsonun psikolojisini tahmin etmeyi deniyorum, büyüklerimin hayatlarını öğrenmek istiyorum, değişik yaşamları bilmeye çabalıyorum, gittiğim mekanları inceliyorum, olup bitenleri analiz ediyorum. Bütün bunları sonra eve gidip yazabilirimin heyecanıyla yapıyorum.&lt;br /&gt;4 sene önce de heyecanlıymışım böyle. O zamanki daha saf ve daha büyükmüş ama. Seneler geçiyor, insanlar yaşlanıyor, hırslar ve istekler değişiyor. 22 yaşında bir genç kızla 26 yaşında bir kızın hayata bakış açışı aynı olmuyor. Kim bilir seneler sonra bu son yazdığım cümle için neler düşüneceğim? Şimdi yazarken yazım kurallarına dikkat ediyorum mesela, yazarlığı bir meslek olarak yapmak istediğim için yazılarımı daha temkinli yazıyorum. Öyle olmamalı işte. Yolcu koltuğunda gördüğüm, düşündüğüm herşeyi tüm çıplaklığıyla yazabiliyor olmalıyım. Evet öyle de olacak. En son ne gördüm yolcu koltuğunda mesela? Spor bir arabanın içinde erkek arkadaşımı beklerken az ilerdeki otobüs durağında, gençlerin benim hakkımda konuştuklarını gördüm. Bana bakıp gülüyorlardı. Elimde sigara vardı, üzerimde bir kürk. Camdan birşeyler söyledim erkek arkadaşıma. Kim bilir ne düşündüler benim hakkımda? Şımarık mı dediler, hayvanı katletmiş mi dediler yoksa kendini ne zannediyor mu dediler? Camdan kafamı çıkarıp bağırmak istedim 'Düşündüğünüz gibi değil' diye. O zaman da kaçık olduğumu düşünürlerdi herhalde. Sonra erkek arkadaşım arabaya bindi ve hızlı bir şekilde yanlarından geçtik. Hala gülüyorlardı. Bu sefer onlara sinirlendim. 22 yaşında olsam bir tepki verirdim belki.&lt;br /&gt;Başka ne gördüm yolcu koltuğunda? Pazar günü Akaretler'de David La Chapelle'in Paul Kasmin Gallery'deki sergisini gezmeye gittik ama kapalıydı. Kapıyı çalmak için arabadan indim, açan olmadı. Sokaktan gözüken bazı fotoğraflarını gördüm. Renklerin ünlülerle birleşimi okadar güzel ki gidip görülmesi gerek. Ben tekrar gideceğim. &lt;br /&gt;Yolcu koltuğu hikayelerim devam edecek. Bir sonraki yazımın başlığı Cool Erkek Sendromu, içeriği ise bambaşka olacak. Ben hala saf ve hala heyecanlıyım galiba...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-4998533955441229094?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/4998533955441229094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=4998533955441229094' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4998533955441229094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4998533955441229094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2010/12/camdan-bakarken.html' title='Camdan Bakarken'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-3549402391502086477</id><published>2010-04-12T20:33:00.006+02:00</published><updated>2010-04-13T13:24:13.926+02:00</updated><title type='text'>My Dream is to FLY</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/S8N9D2F9CiI/AAAAAAAAAFU/8mVBbyhYFVA/s1600/fly1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/S8N9D2F9CiI/AAAAAAAAAFU/8mVBbyhYFVA/s320/fly1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459344678316739106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/S8N9DnPN34I/AAAAAAAAAFM/r_uowY8mvuI/s1600/fly.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/S8N9DnPN34I/AAAAAAAAAFM/r_uowY8mvuI/s320/fly.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459344674329059202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;10 Nisan Cumartesi gunu degisik bir gundu benim icin. Bir suru karmasadan sonra kendimi aniden Hezarfen Havaalani'nda 4 kisilik minyatur bir ucagin icinde buldum. Onde sevgilim pilot koltugunda, yaninda beyaz sacli bir pilot ve arkada ben Cirrus marka 4 kisilik ucagin icindeydik. Once kemerlerimizi bagladik, sonra havadayken motor sesini kessin ve birbirimizle kominike olabilelim diye kulakliklarimizi taktik ve ucmaya hazirdik. Pilot; ogrenci olma potansiyelimiz oldugu icin, bize prosedurleri anlata anlata ilerlemeye basladi. Yerdeyken, bu kucuk ucaga fren gibi pedallara basarak yon veriyorsun. Pedallara basma ayari ince bir ayar anladigim kadariyla ama zor birsey gibi gozukmedi gozume. Kalkisi yapacagin hizzaya geldin mi gaza basiyorsun ve goz acip kapiyincaya kadar havadasin. Hafif sallantili bir kalkis sonucunda Istanbul gercekten kanatlarinin altinda, muhtesem. Biraz yukari bakiyorsun THY ucagini goruyorsun, biraz devam ediyorsun Sariyer'desin. Sariyer'de Koc Universitesi uzerinden geciyorsun, pilota burada okudum diyorsun ve ucaga hafif bir yon verip seni okulunun tam tepesine getiriyor. Sasirmaya zamanin kalmadan Istinye'desin ve hemen Bogaz'dasin. Bu muthis manzarayi bir kere de tepeden, o yuksekligin muthis enerjisini icinde hissederek seyrediyorsun, Fotograf cekiyorsun, cekerken birseyler kaciriyorsun, kacirdigini dusunmeye firsat kalmadan yepyeni bir manzara ile karsi karsiyasin, Halic'tesin. Assagiya bakiyorsun, aksam gelecegin bir yer, aksam buraya gelecegiz diyorsun ve geciyorsun. Havadasin ucuyorsun. Donus yoluna geciyorsun, Bahcekoy yolunda tas ocaklari, tepeden goruntu enteresan. Daha once gormemissin, kazmislar topragi yerin dibine kadar, tas cikartiyorlar. Devam ediyorsun, denizden uzaklasiyorsun, yolculuk bitmek uzere farkediyorsun, bunun adi yolculuk degil aslinda baska birsey bu. Yavas yavas kalkis yaptigin yere dogru gidiyorsun. Buyuk Cekmece Golu ve Hezarfen Havaalani... Inis icin onay aliniyor ve ucak tipki bir kus gibi piste konuyor. Bu bir baslangic sadece hissediyorum, ucmak istiyorum, kim istemez ki? Bu tarz bir ucagi kullanabilmek icin ehliyet almak 5 aylik bir surec. Yer dersleri var 100 kusur saat, hava dersleri var 50 kusur saat. 15 saat uctuktan sonra, tek basina ucmaya hazirsin, Yolluyorlar seni havalara, hayal ediyorum kendimi tek basima havada. Icim urperiyor. Istiyorum havada olmak, istiyorum bu hissi yasamak... Yere inip diger ucaklari inceledikten sonra pilotla biraz sohpet edip oradan ayriliyoruz... Birden hersey normale donuyor. Yemek yiyoruz, televizyon seyrediyoruz, arabaya biniyoruz ve Halic'e gidiyoruz. Yukari bakiyorum, gulumsuyorum. Gozumun onunden kareler geciyor ama hayal gibi, uzakta o an biraz. Yine yaklasmak istiyorum, yine orada olmak istiyorum, yine kendimi bulutlara yakin belki de bulutlardan birtanesi gibi hissetmek istiyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-3549402391502086477?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/3549402391502086477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=3549402391502086477' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/3549402391502086477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/3549402391502086477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2010/04/my-dream-is-to-fly.html' title='My Dream is to FLY'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/S8N9D2F9CiI/AAAAAAAAAFU/8mVBbyhYFVA/s72-c/fly1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-4765223674721963424</id><published>2009-09-03T13:59:00.003+02:00</published><updated>2009-09-03T14:46:42.653+02:00</updated><title type='text'>Uzum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sp-5TfBCRhI/AAAAAAAAAEU/qUU6SzYauKQ/s1600-h/uzum.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 256px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sp-5TfBCRhI/AAAAAAAAAEU/qUU6SzYauKQ/s400/uzum.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377220224498157074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uzum hakkinda bir yazi yazabilir miyim diye merak ederken kendimi bu cumleyi yazarken buldum. Onumde siyah uzum ve dallari; beyaz ufak bir tabagin uzerinde duran, sabahtan beri masami kaplayan, icindeki cekirdekleri ayirip ayirmama dilemasini kafamda yaratan...&lt;br /&gt;Her bir uzumu kopardiktan sonra yanindaki sanki huzunleniyor, daha da karalasiyor, gozlerinden yas geliyor adeta. Ufaklar kucuk cocuklar gibi muzurlar, ilgilenmiyorlar sagda solda ne olduguyla, orta boylar zaten yenmeye hazirlar; adeta maceraya atilmaya hazir gencler gibi, buyukler ise huzunluler, agir basli duruyorlar, gidene uzuluyorlar, kucukleri de uzaktan izliyorlar sanki.Ben yerken genellikle buyukleri seciyormusum demek ki..&lt;br /&gt;Simdi bakinca hepsinden birsey buluyorum kendimde halbuki.. Hicbirseyi umursamamak da geliyor icimden, maceraya atilmak da, kafami dinlemek ve analiz etmek de...&lt;br /&gt;Dunyadaki herkes oyle zannedersem ama hayat bir yone yoneltiyor insani, kimi buyudukce kucuk kalmayi tercih ediyor, kimi kucukken zaten buyumus oluyor, kimi hep maceraya, degisiklige acik oluyor. Ama hepsi ayni dala bagli eninde sonunda, o dal da topraga, toprak da evrene... &lt;br /&gt;Iste boyle olunca durum, bunu farkinda olunca insan biliyor ki degisen birsey yok. Herkes ayni yerden geldi ayni yere gidecek, onun icin uzumu yerken, tadini hissederek yemek, her ani her anlamiyla hissetmek onemli.&lt;br /&gt;Arkadasim bir websitesi onerdi bugun bana; www.artofliving.org. Artofliving'in founder'i, Master Sri Sri Ravi Shankar mutlulugun 10 emrinden bahsetmis orada, ben de paylasmak istiyorum bunlari, ani hissetmek icin oneriler olarak..&lt;br /&gt;1. Ilahi guce sans ver- dua et ve sukret.&lt;br /&gt;2. Kendine zaman ayir.&lt;br /&gt;3. Gulumsemeni ucuzlastir.&lt;br /&gt;4. Hislerini besle.&lt;br /&gt;5. Onyargilarindan kurtul.&lt;br /&gt;6. Hayatinda yanlislar icin yer olmasina izin ver.&lt;br /&gt;7. Etrafindaki dunyayi guzellestir.&lt;br /&gt;8. Imkansizi hayal et.&lt;br /&gt;9. Baskalarinin heveslerini oldurme.&lt;br /&gt;10. Herzaman bir ogrenci ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi uzumlere bakiyorum, daha mutlu daha canlilar sanki tipki benim gibi..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-4765223674721963424?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/4765223674721963424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=4765223674721963424' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4765223674721963424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4765223674721963424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2009/09/uzum.html' title='Uzum'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sp-5TfBCRhI/AAAAAAAAAEU/qUU6SzYauKQ/s72-c/uzum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-8755131426536705953</id><published>2009-08-06T16:54:00.003+02:00</published><updated>2009-08-06T17:27:05.474+02:00</updated><title type='text'>Armagan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Snr1-AsZaGI/AAAAAAAAADs/9I7NC1Ib9zg/s1600-h/n1498525032_310812_5242398.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Snr1-AsZaGI/AAAAAAAAADs/9I7NC1Ib9zg/s320/n1498525032_310812_5242398.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366872351652276322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir insanin ismi hayatini etkiliyor bence. Cocuguma isim koyarken anlamina bakarak koyacagim kesinlikle... Gecen gun bu fikrimi ailemedeki kadinlarla paylastiktan sonra herkesin isminin anlamina baktik ve bu konu sonra beni dusundurdu. Yeni tanistigim her insanin isminin anlamini dusunuyor, ona gore kafamda onun hayatiyla ilgili bir imaj yaratiyordum.&lt;br /&gt;Yaptigim isle alakali bir mail aldim gecen gun. Fotografci ve muzikle ilgilenen bir cocuk bu maili yollayan, adi Armagan . Kendi calismalarindan ornekler yollamis (www.ordinarydaysinordinarylife.blogspot.com), bizim websitesini gorunce (www.hangaristanbul.com) beraber birseyler yapabilecegimizi hissettmis. Hemen gel dedim, goruselim. Hic vakit kaybetmeden geldi. Tanistigim ilk an ayni frekansta oldugumuzu hissettim. Hayallerini, hayata bakis acisini, neler yaptigini, neler yapmayi planladigini anlatti. &lt;br /&gt;Gelecek icin umutlari var, ayni bizim gibi, birsey yaratilmadan gecen her gunun anlamsiz  oldugunu dusunuyor. Sabah kalkip yuzunu yikayip, okuluna gidip, eve gelip, dus alip, gece disari cikip eve donen ve obur gun ayni seyi tekrarlayan insanlara anlam veremiyor. Herkes bu dunyaya bir amac icin geldi diyor. Birseyler yaratmaliyiz diyor kisacasi. Onunla konusurken heyecanlanmamak, daha da cok umutlanmamak elde degil. Cok heyecanlandirdi beni, hemen yazi yazmak istedim. Cok memnundum onunla tanistigima...&lt;br /&gt;Sonra Raif'le; ortagimla konustular. Beraber projeler gelistirdiler. Konusurlarken o enerji butun etrafimizi sardi, gelecegin basarisi o an orada yaratiliyordu. Inanc vardi, bu da yeterliydi...&lt;br /&gt;Armagan bugun bana bir armagan gibi geldi. Suan bu yaziyi yaziyor olmam bile bana bir armagan...&lt;br /&gt;Yazarken ellerimi izliyorum suan, hissediyorum; bu parmaklarin muthis seyler yaratabilecegini, bu hissi hissediyor olmak cok guzel..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-8755131426536705953?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/8755131426536705953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=8755131426536705953' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/8755131426536705953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/8755131426536705953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2009/08/armagan.html' title='Armagan'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Snr1-AsZaGI/AAAAAAAAADs/9I7NC1Ib9zg/s72-c/n1498525032_310812_5242398.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-8656960956371568863</id><published>2009-03-16T03:19:00.003+01:00</published><updated>2009-03-16T03:37:57.641+01:00</updated><title type='text'>Veda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sb26Rhig3sI/AAAAAAAAADc/JeD9eOwNBdg/s1600-h/sid.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sb26Rhig3sI/AAAAAAAAADc/JeD9eOwNBdg/s320/sid.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313607945590726338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ayrilik acisi, hepimiz yasamisizdir...&lt;br /&gt;Sevgilinden ayrilmak, ailenden ayrilmak, kopeginden ayrilmak, arabandan ayrilmak, arkadasindan ayrilmak, okuldan ayrilmak...&lt;br /&gt;Insaniz ama. Alisiyoruz herseye zamanla. Dogamizda var bu. &lt;br /&gt;Neredeyse 2 sene olacak New York'a geleli. Tam tamina 17 gun kaldi buradan ayrilmama. Ne hissettigimi bir turlu cozemiyorum, yazarsam cozebilirim belki diye basladim bu yaziya. &lt;br /&gt;Kendi evimde uyanmak, kendi kahvaltimi hazirlamak, gazeteyi istedigim zaman okumak, aklima estigimde spora gitmek, yemek cagirmak, disari cikmak, icki icmek... Butun bunlari istedigim zaman, istedigim sekilde yapiyorum burda, beni gozetleyen kimse yok. Ozgurlugun son noktasi. Bunlari yaparken nekadar mutlu oluyorum, sokaklarda tek basima yururken, marketten ne istersem onu alirken, bir pazar aksami evde otururken ickimi yudumlarken, DVD izlerken, koltukta hicbirsey yapmadan otururken, meditasyon yaparken... Bu huzuru seviyorum ben burda. Bu ozgurlugu, bu muhtesemligi, yargilamayan insalari, gulumseyen suratlari, positive enerjiyi.&lt;br /&gt;Ama donuyorum simdi.. Istanbul'a; ailemin yanina. Sokakta istedigim gibi dolasamamak, eve geldiginde hesap vermek, her gittigin yerde tanidik bir surat gormek, herzaman bakimli gezmek durumunda olmak, heran telefonun calacak olmasi; iste bunlar.&lt;br /&gt;Ama orasi da Istanbul, eve geldigimde sicak yemek, kopegimin ustume atlamasi, annemin sicak sarilisi, ablamin saatlerce yanimda durmasi, babamin sempatik yorumlari, en yakin arkadaslarim, sicaklik, bogaz, cay, simit... iste bunlar da var.&lt;br /&gt;Onun icin bukadar zaman aldi donmeye karar vermem...&lt;br /&gt;Ama simdi biliyorum, suan bu yaziyi yazarken anladim. Benim burda sevdigim sey ozgurluk, kendi kararlarimla hareket etmek. Orda da yaraticam bunu, burdaki huzurumu oranin sicakligiyla birlestiricem...&lt;br /&gt;Hersey cok guzel oluyor...&lt;br /&gt;Ama New York'un bende biraktigi etki bambaska...&lt;br /&gt;Bir arkadasim bir keresinde demisti bana, herkesin yurt disinda yasamasi lazim diye gulup gecmistim, ama simdi anliyorum Amir seni...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-8656960956371568863?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/8656960956371568863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=8656960956371568863' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/8656960956371568863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/8656960956371568863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2009/03/veda.html' title='Veda'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sb26Rhig3sI/AAAAAAAAADc/JeD9eOwNBdg/s72-c/sid.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-6663815976197631782</id><published>2009-03-04T04:51:00.003+01:00</published><updated>2009-03-04T05:19:16.822+01:00</updated><title type='text'>MEDITASYON</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sa4AI9wOsGI/AAAAAAAAADU/wSSKGchZUow/s1600-h/81860838.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 239px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sa4AI9wOsGI/AAAAAAAAADU/wSSKGchZUow/s320/81860838.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309181164732199010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hergunumu yazip, o gun yasadigim belli bir konu uzerine odaklanmaya karar verdim. Bugun, sabah uyandigimda aklimda gordugum 2 ruya sahnesi vardi. Ikisyle de ilgili birseyler olacagini biliyordum gun icinde. Bildigim icin, bunu dusundugum icin de oldu. Kuzenimi ve Faye'in bir arkadasini gordum ruyamda. Faye burdaki NewYork'taki ikizim. Ayni seyleri dusunuyoruz, hep ayni seyleri yapmak istiyoruz. Kendimi goruyorum onda.. &lt;br /&gt;Bu dusuncelerle gunume basladim, sabah annemle skype yaparak kahvaltimi ettim, hizlica giyindim, ve NewYork'un eksi 8 derece, karli havasinda metroya dogru hizli adimlarla yurudum. Metro da herzamanki gibi cesit cesit insanlar; kitabina konsantre olmus bir kiz, elinde yogurdu icine cereal batirip yiyen baska bir kiz, kostumlu sik is adamlari, dedikodu yapan iki kiz, iliskisinden bahseden bir kadin ve benzerleri... Aklimdan gecti sonra, Istanbul'a donunce insanlarla bukadar icice olabilicem mi acaba?&lt;br /&gt;Isime vardim sonra. Bilgisayari actim, msne baglandim ve islerimi yapmaya koyuldum, msnde ruyamda gordugum kuzenimden mesaj geldi ve 1-2 saat konustuk. Bana birkac ay once, onlari cok ozledigimi soyledigimde, biz herzaman burdayiz Sidni, oranin degerini iyi bil, eninde sonunda doneceksin diyen kuzenimle. Onun bu lafinda benim nekadar guc buldugumu bilmiyor kendisi tabi.&lt;br /&gt;Sonra patronum geldi, yemege ciktik. Bir film produksyoncusu da bizimle yemege geldi. Insanlarin nasil ugrasip, hic paralari olmadan film cektiklerini, bunun icin 10 sene ugrastiklarini, hem islerine gittiklerini, hem de film konusuna odaklanmaya calistiklarini, sonunda inanan herkesin herseyi yapabilecegini anlatti.&lt;br /&gt;Ofise geri donduk sonra. Islerimi hallettim ve aksam 6 gibi isten ciktim. Evime vardim. Birsuru bulasik bekliyordu beni ama ilk once yemek yaptim ve daha cok bulasik yarattim kendime. Bulasiklar hala duruyor. Yemekten sonra Wedding Crashers' i izledim ve bu yaziyi yazmadan once meditasyon yaptim. &lt;br /&gt;Youtube'dan meditasyon muzigi actim, gozlerimi kapadim ve kendimi dinlenmeye aldim. Ayak parmaklarimdan baslayarak, kulaklarima kadar vucudumun heryerine konsantre olup o ani yasamaya calistim, arada aklimdan gecen dusunceleri yok etmeye calissam da, o dusuncelerin gelmesinin en normal seyler oldugunu kendime hatirlatip meditasyonuma devam ettim. Meditasyonu yaparken bu yaziyi yazacigimi da hayal ettim ve benim icin bir motivasyon oldu. Vucudum rahatladi meditasyonun sonunda ve kendimde bu yaziyi yazma gucunu, en iyi yeteneklerimden birini kullanma gucunu buldum. Eger siz de bu gucu ariyorsaniz bir yerlerde, mutlaka meditasyon yapin derim. Gununuze meditasyonla baslamanizi tavsiye ederim, guzel seyler dusunup onlarin olacagini hayal etmenin hayati guzellestirdigini bilin derim. &lt;br /&gt;Evet obur gordugum ruyayla ilgili birsey de oldu merak ettiyseniz; Faye bana arkadasindan bahsetti skypeta, hem de normalde cok konusu gecmeyen bir arkadasi. Siradan olaylar bunlar, kabul ediyorum... Sadece dusuncenin gucunu kanitliyor bence...&lt;br /&gt;Simdi dusunuyorum, yarinimin ve obur hergunumun nekadar guzel gececegini, dunyanin en guzel tesadufleriyle karsilacagimi, suan siz de dusunun emin olun ki, hersey bizim elimizde.. Hayallerinizden vazgecmeyin...&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://corpvideofs.adpcorp.com/video/jw/peres_400kb.wmv  "&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-6663815976197631782?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/6663815976197631782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=6663815976197631782' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/6663815976197631782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/6663815976197631782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2009/03/meditasyon.html' title='MEDITASYON'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gSDENt_ANco/Sa4AI9wOsGI/AAAAAAAAADU/wSSKGchZUow/s72-c/81860838.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-1257202924158305685</id><published>2008-05-29T06:20:00.004+02:00</published><updated>2008-05-29T06:42:52.324+02:00</updated><title type='text'>NY Gunlugu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/SD4zuNcjPnI/AAAAAAAAACU/Uzo3TpXAheM/s1600-h/01.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/SD4zuNcjPnI/AAAAAAAAACU/Uzo3TpXAheM/s320/01.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205655088263282290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dunyanin obur ucundayim...&lt;br /&gt;23 sene minik bir kus kafesinde yasamisim, simdi ise beni serbest birakmislar...&lt;br /&gt;Ozgurlugun sarhosluguyla kendi kendime dolasip hayatin tadini cikiyorum.&lt;br /&gt;Kendimi taniyorum, neleri sevip sevmedigime, kendi irademle karar veriyorum. O bana bunu yap dedi diye bunu yapmiyorum...&lt;br /&gt;Sabah uyaniyorum, isime gidiyorum, guler yuzlu, mutlu insanlarla kominikasyon halinde oluyorum, sonra metroya biniyorum; binlerce yabanci yuz ama herkes birseyin pesinde, amaclari var, ben de o enerjiyi hissedip gunume devam ediyorum..&lt;br /&gt;Evime geliyorum, bilgisayarimi acip anneme merhaba dedikten sonra kendime bir salata yapiyorum, obur aksam izlemek istedigim filmi secip siparisini veriyorum; yarin elimde olacaginin garantisiyle... &lt;br /&gt;Daha sonra spor esyalarimi giyiyorum, sporumu yapiyorum, aciktigimi hissedip bir cafeye giriyorum, bir salata ismarliyip, gazeteyi elime aliyorum. Sex and the City'nin filminin yorumlarini okurken, dunyanin en enerjili sehrinde yasadigimi hissediyorum... &lt;br /&gt;Sonra telefonum caliyor... &lt;br /&gt;Kapadiktan sonra bir anda ruyadaymisim gibi hissediyorum, sonra ruyada olmadigimi anliyorum... Sabah birilerinin cikaridigi sesle uyanmiyorum, isime istemeyerek gitmiyorum, ise giderken trafigin icinde bogusmuyorum, butun gun enerjisi dusuk medeniyetten uzak insanlarla muhattap olmuyorum, sinirli cafe sayisi sebebiyle hergun kendimi koru kahvesinde ayni garsona siparis verirken neden orda oldugumu sorgulama pozisyonunda bulmuyorum, eve geldigimde gecenin 12sinden sonra cikmak istesem annemler rahatsiz olur mu diye bir dilemayla yasamiyorum, ozgurum... bunun guzelligini yasiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://youtube.com/watch?v=gTElXhxA4Wg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-1257202924158305685?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/1257202924158305685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=1257202924158305685' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/1257202924158305685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/1257202924158305685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2008/05/ny-gunlugu.html' title='NY Gunlugu'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/SD4zuNcjPnI/AAAAAAAAACU/Uzo3TpXAheM/s72-c/01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-2286752910853805842</id><published>2007-03-07T18:25:00.000+01:00</published><updated>2007-03-07T18:44:28.505+01:00</updated><title type='text'>OYUN</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/Re752yoUG3I/AAAAAAAAACI/6E3bd4-J4v0/s1600-h/krt.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/Re752yoUG3I/AAAAAAAAACI/6E3bd4-J4v0/s320/krt.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5039239752773278578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İÇİMDEN GELDİ. Kendimi tuttum. O yapsın dedim. Yapmasın dedim. Ben olmasın yeter dedim. Düşündüm ama yapmadım. Üstün olmalıydım. Yine tuttum kendimi. Kafamin içi bulandı. Neydi bu? Mantıklı mıydı? Hayat böyle yaşanır mıydı? O oyunlar kimin içindi.&lt;br /&gt;Yazık dedim sonra. Kendini bu döngünün içine sokanlara yazık. Aptal mıydı onlar akıllı mı? Kim neyi kazanıyordu? Para ödülü var mıydı? Yoksa herşey garip bir tatmin hissi için miydi? &lt;br /&gt;Ben yoluma devam ettim anlam veremeden. Kimsenin oyunlarına kanamazdım zaten. Herşey açık ortadaydı. O tatminliğini yaşarken ben yaşıyordum zaten hayatı; yalanlardan, oyunlardan uzak.&lt;br /&gt;Sonra düşündüm birden. Bir arkadaşım vardı oyun oynamadan ilişkisini yaşayan. Yaşadı,mutluydu. Ama kaybeden o oldu. Kandırdılar onu, arkasından birşeyler çevirdiler. Peki kaybetme kelimesi ne açıdan gerçekti bu durumda? Neyi kaybetmişti?&lt;br /&gt;Belki de kazanıyordu ama kaybediyor gibi gözüküyordu. Karışık bir döngüydü bu.&lt;br /&gt;Taktik midir nedir kime ne veriyordu kime ne ver miyordu?&lt;br /&gt;Uzak olmalıydı bana bu saçmalıklar, çok uzak; ama malesef her insan bu taktiklerle yola geliyordu. Benim de başıma gelmişti. Yanlıştı birşey ama ne çözemiyordum.&lt;br /&gt;Ortasını bulmak gerektiğine inanıyordum. Sırf taktiklerden bir hayat yalan havuzunun içinde ona buna çarpıp birşey kazanmadan boş hislerle yüzmek gibiyd; taktiksiz bir hayat duru bir havuzda kocaman bir balığa yem olmak gibi. Ortası olunca belki okyanusun ortasında aşık olduğun bir balıkla dolanmak; hem heyecanlı hem huzurlu olmak yolunda bir adımdı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-2286752910853805842?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/2286752910853805842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=2286752910853805842' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/2286752910853805842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/2286752910853805842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/03/oyun.html' title='OYUN'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/Re752yoUG3I/AAAAAAAAACI/6E3bd4-J4v0/s72-c/krt.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-4882895231400887229</id><published>2007-02-12T19:34:00.000+01:00</published><updated>2007-01-31T13:55:42.123+01:00</updated><title type='text'>...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RdC7YTK9S0I/AAAAAAAAAB8/wuHEcIe1x3Y/s1600-h/sf.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RdC7YTK9S0I/AAAAAAAAAB8/wuHEcIe1x3Y/s320/sf.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5030726809910332226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan izledim o kızı. İçeri girdi. Gözleri onu aradı. Gördüğü an kalbi çarptı. Gözleri gözlerine değdi. Sonra konuştular. İkisi de heyecanlıydı. Ellerini tutmak istiyorlardı, yapamıyorlardı. Merak ediyordum; neden. İzlemeye devam ettim bütün gece. Kimsenin onlara ne söylediğini farkında değillerdi. Gitmek istiyorlardı, onu da yapamıyorlardı. Görüyordum, kopamıyorlardı. Hiç durmadan konuşuyorlar, birbirlerinin en azından da olsa kokularını koklamaya çalışıyorlardı. Birinin gidelim demesini bekliyorlardı. Onlarda bişey vardı, başkasında hiç görmemiştim ben. Birbirleri için varlardı, başka hiçbirşey yoktu sanki etraflarında. Bir boşluğun içinde konuştuklarını sanıyorlar; etraftan gelen sesleri duymuyorlardı. Sonunda biri gidelim dedi. Kalkışlarını gördüm. 1 saat içinde içmeden sarhoş olmuşlardı. Çıktılar ordan, gittiler, merak ettim ama bilemedim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-4882895231400887229?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/4882895231400887229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=4882895231400887229' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4882895231400887229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4882895231400887229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/02/blog-post.html' title='...'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RdC7YTK9S0I/AAAAAAAAAB8/wuHEcIe1x3Y/s72-c/sf.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-7743795825440963042</id><published>2007-01-19T11:01:00.000+01:00</published><updated>2007-01-19T11:17:49.628+01:00</updated><title type='text'>İNANÇ</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_gSDENt_ANco/RbCaxNss4UI/AAAAAAAAABw/T6R1mIVN8aQ/s1600-h/hf.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5021683754799522114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_gSDENt_ANco/RbCaxNss4UI/AAAAAAAAABw/T6R1mIVN8aQ/s320/hf.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kim var hayatınızda sizi sizden çok etkileyen?&lt;br /&gt;Kim var hayatınızda her hareketinizde aklınıza gelen?&lt;br /&gt;Kim var bir bakışıyla sizi sizden çalan?&lt;br /&gt;Kim var o sıcaklığı, o derinliği hissetirebilen?&lt;br /&gt;Kim var bütün bunları verebilirken gerçekten yanınızda olan?&lt;br /&gt;Okadar zor ki o kimi bulabilmek&lt;br /&gt;Buldunmu bırakmamayı becerebilmek&lt;br /&gt;Onun peşinden gidebilmek&lt;br /&gt;Bir gün çıkarsa eğer ona sarılmayı bilmek,&lt;br /&gt;Nekadar şanslı olduğunu hissetmek...&lt;br /&gt;Derinlerde bir yerde o kim var&lt;br /&gt;Önemli olan buna inanmak, güvenmek&lt;br /&gt;İnandıktan sonra herşeyin mümkün olduğunu görmek...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-7743795825440963042?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/7743795825440963042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=7743795825440963042' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/7743795825440963042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/7743795825440963042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/01/inan.html' title='İNANÇ'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_gSDENt_ANco/RbCaxNss4UI/AAAAAAAAABw/T6R1mIVN8aQ/s72-c/hf.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-2587972861456817668</id><published>2007-01-09T13:19:00.000+01:00</published><updated>2007-01-25T20:02:11.046+01:00</updated><title type='text'>Belirsiz</title><content type='html'>Uzaklardasın sen, herkesten uzaklarda&lt;br /&gt;Belki bana biraz daha yakın&lt;br /&gt;Ama öyle olabilirsin başkalarına da&lt;br /&gt;Hiç emin olamadım senden&lt;br /&gt;Belirsizdin hep&lt;br /&gt;Onlara benzemiyordun hiç&lt;br /&gt;Kalbimde bir yer yarattın tek.&lt;br /&gt;Nasıl oldu anlamadım&lt;br /&gt;Her gece sayıkladım.&lt;br /&gt;Biliyorum şimdi neden&lt;br /&gt;Gizemliydin sen&lt;br /&gt;Kimsede olmayan bir ben...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-2587972861456817668?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/2587972861456817668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/2587972861456817668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/01/belirsiz.html' title='Belirsiz'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-2257460958670166798</id><published>2007-01-04T17:51:00.000+01:00</published><updated>2007-01-04T18:20:48.487+01:00</updated><title type='text'>Yalancı Maske</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZ02v2ZSfnI/AAAAAAAAABg/7O2ar481JIQ/s1600-h/ma.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5016225755643936370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZ02v2ZSfnI/AAAAAAAAABg/7O2ar481JIQ/s320/ma.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayat garip bir evcilik oyunu bence. Hergün yeni bir maske takarak oynadığımız bir oyun. Bir arkadaşına başka bir maskeyle, diğerine apayrı bir maskeyle, annene bambaşka birtanesiyle ve diğer yüzlerce kişiye, yine yüzlerce ayrı maskeyle tanıtıyoruz kendimizi. Hangi iki arkadaşın seni tıpatıp aynı tanıyor? Hiçbiri.. Seni sen olduğun gibi tanıyan sadece bir kişi var; o da sensin. Maskelerden arındığında, yatakta uykuya dalmadan önce kendi hakkında düşündüğünde sen seni tanıyorsun; gerçek seni... Gerçek senin sadece bir kısmı hayatındaki biri sayesinde ortaya çıkıyor, diğer bir kısmı öbürü sayesinde ve bu böyle devam ediyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Küçük yaşta allahtan öğreniyoruz evcilik oynamayı, rol yapmayı. Bir düşünsenize birebir, olduğumuz gibi davransak ne önyargılarla hakkımızda konuşulur? Malesef toplum bizi bu yola itiyor; maskelere, karşındakine göre davranmaya...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kimse maske takmasa; herkes içinden geldiği gibi yaşasa belki daha güzel olurdu bu dünya, hiç o evcilik oyunları öğretilmese bize, 5 yaşında küçük kuzenine öğretmenlik taslamak zorunda kalmasan, 12 yaşında sınıf arkadaşlarını 5 soru fazla doğru yaparak geçtiğinde; sırf bu sebepten dolayı seninle gurur duyulmasa, 16 yaşında üzerine alabildiğin kıyafetlerden dolayı başkalarından üstün sayılmasan, 18'inde birilerinden daha çok beğenildiğin için arkadaşların tarafından daha çok saygı görmesen, herkes olduğu gibi kabullenilse belki herşey daha güzel olurdu...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-2257460958670166798?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/2257460958670166798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=2257460958670166798' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/2257460958670166798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/2257460958670166798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/01/yalanc-maske.html' title='Yalancı Maske'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZ02v2ZSfnI/AAAAAAAAABg/7O2ar481JIQ/s72-c/ma.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-6424444619156755371</id><published>2007-01-04T16:44:00.000+01:00</published><updated>2007-01-04T16:58:44.383+01:00</updated><title type='text'>İstanbul--(by Amir Karavil)</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZ0j2mZSfmI/AAAAAAAAABU/T6HkfOmV6Bc/s1600-h/am%C4%B1r.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5016204980887125602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZ0j2mZSfmI/AAAAAAAAABU/T6HkfOmV6Bc/s320/am%C4%B1r.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O zamanlar boyle degildi, kar yagardi Istanbul a&lt;br /&gt;Daha eylul, kisa zaman var derken baslardi usumeler&lt;br /&gt;Arka sokaklarda bulusulur, gizli gizli koklasilirdi o zamanlar&lt;br /&gt;Erkeklik taslamak onemli, racon kesmek havaliydi&lt;br /&gt;Her bulusma bir asik veysel i bir de kadirgali yi oynardi delikanlilar&lt;br /&gt;Kalpler ilkbaharla isinirken, kizlar gelecek kisin hayalini,&lt;br /&gt;Devam eden beraberligin ruyasini gorurlerdi&lt;br /&gt;Yasak kadinlar sokaga cikamazdi beyoglu kerhanelerinden&lt;br /&gt;Alkol daha rakidan votkaya turememis, basit meyhanelerde veletlere verilmemisti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar boyle degildi, kar yagardi Istanbul a&lt;br /&gt;Kalplere sorular soramazdi ince duygular&lt;br /&gt;Bugunku gibi degildi cuzdanlarin hesabi&lt;br /&gt;Bir randevu kucuk tebessumlerle baslar, simit kokulariyla tazelenir, en iyi ihtimalle Maksim de oynak raki kadehlerinde son bulurdu&lt;br /&gt;Aksam eve donmeden yoklanirdi manitanin yuzu&lt;br /&gt;Kucuk tebessumde saklaniverirdi askin dokusu&lt;br /&gt;Sans sayardi delikanli eve giden dar yokusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar boyle degildi kar yagardi Istanbul a&lt;br /&gt;Yas otuzbes yolun yarisi olunca, hayati hizli yasamak farz olmustu&lt;br /&gt;Universte okumak luks, erken yasta calisip evlenmek sartti&lt;br /&gt;Para kazanip bekar hayati yasamak cenabetlere mahsus&lt;br /&gt;Evlenip coluk cocuga karismak kuraldi&lt;br /&gt;Istiklal de yahsi delikanlilara bakan mahur kizlar baslarini eyer&lt;br /&gt;Kacamak yakalanan karsiliksiz bakisi hayal ederdi&lt;br /&gt;Bir bakis titremeye,bir dokunus uzun sevismelere bedeldi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar boyle degildi, kar yagardi Istanbul a&lt;br /&gt;Enflasyona ugradi zaman, paranin degeri gibi insanin degerleri de degisti&lt;br /&gt;Duygular erozyona ugradi&lt;br /&gt;Sevismeler gecelik, evlilikler gunluk oldu&lt;br /&gt;Yeni haliyle de guzel Istanbul, sadece karli araliklari ozledim... &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Written by Amir Karavil&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-6424444619156755371?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/6424444619156755371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=6424444619156755371' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/6424444619156755371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/6424444619156755371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/01/istanbul-by-amir-karavil.html' title='İstanbul--(by Amir Karavil)'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZ0j2mZSfmI/AAAAAAAAABU/T6HkfOmV6Bc/s72-c/am%C4%B1r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-6471854878182216679</id><published>2007-01-04T13:47:00.000+01:00</published><updated>2007-01-04T16:59:50.686+01:00</updated><title type='text'>Milano-published in Trendsetter January!--November,2006</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZz4AGZSflI/AAAAAAAAABI/a_HCPKOVwrY/s1600-h/milano+renkli.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5016156765584260690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZz4AGZSflI/AAAAAAAAABI/a_HCPKOVwrY/s320/milano+renkli.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tatil Denince İlk Akla Gelmeyen 3 Şey:Panino, Trendy Erkekler ve Çılgınca Alışveriş... İşte Size Milano!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milano’nun bayramdaki şaşalı dünyasına hoşgeldiniz. Turistler kendini kaybetmiş bir durumda alışveriş peşinde, yerliler bisikletlerine veya motorsikletlerine atlayıp nereye gideceklerse oraya varmakla meşgul, genellikle Japonlar olmak üzere bazı turistler ise tarihi yerleri gezme derdinde. Ne yalan söyleyeyim ben de ilk takım turistlerden biriydim oralarda ama Milanolular’ın o özenilesi yaşamlarına da dikkat etmedim değil...&lt;br /&gt;Otele Cuma günü 12’de varıyoruz, sevgilim beni muhteşem bir “paninocu”ya (İtalyanca sandwich demek oluyor) götürüyor, o son 5 bayramdır burayı ziyaret etmekte de, biliyor sağı solu. Paninoyu vitrinden seçiyorsun, ısıtıp sıcak sıcak getiriyorlar, neli istersen muhteşem; jambonlusundan somonlusuna, proşuttolusundan patlıcanlısına ne istersen var, üstelik erimiş sıcacık peynirle beraber, istersen domatesini de ekletebilirsin tabi. Servisi yapan hanımefendi ayrı bir şeker. Leb demeden leblebiyi anlıyor, karınca gibi çalışıyor, güler yüzüyle insanın içini açıyor. 2.günden sonra bizi tanıyor ve her gördüğünde yakın bir tanıdığını görmüş gibi içten selam veriyor. Daha ilk günden yan masada Türk iki kız oturuyor, tanıdık çıkıyorlar, merhaba diyorum. Sonra sevgilimin koluna giriyorum ve window shoppingle başlıyoruz; ilk başta daha çok günlük dükkanlara göz atıyoruz; H&amp;M, JDC, değişik ayakkabıcılar, la Rinascenete’yle(hafif şık bir shopping mall) şıka geçişimizi yapmış bulunuyoruz. La Rinascenete’ye girince ilk kat kozmetik, oradan yukarı çıkarken dev bir Louis Vuitton yazısıyla karşılaşıyoruz. Vitrinine bakıyorum. O kürklü, beyaz, bel çantası vitrine hakimiyetini koymuş, parlıyor. Bir his yükseliyor içimde, çantaya değil dokunmak, onu görmek bile heyecanlandırıyor beni. İşte o an kalbim atmaya başlıyor, o an idrak ediyorum dünyanın en seçkin shoppinginin bulunduğu şehirde gezinmekte olduğumu, koşarak çıkmak istiyorum ordan, bütün Milano’yu gezmek, en son 12 yaşında modadan hiçbirşey anlamazken gitmiş bulunduğum, o namı diğer sokağı; Monte Napoleone’yi görmek istiyorum. Çabucak geziyorum orayı, sevgilimi de çaktırmadan çabucak gezdirmeye çalışıyorum, ilk göz atalım diyorum, sonra detaylı bakar alırız...&lt;br /&gt;Oradan çıkıyoruz, Monte’ye (kısalttık) doğru yürüyüş başlıyor. Zara, dev bir H&amp;M, footlocker, MaxMara, Sport Max, Boss; bütün bunların önünden geçiyoruz yürürken, her vitrini merakla inceliyorum. “İşte geldik” dediği an kalbim gerçekten çok hızlı atıyor. Sağda dev bir Louis Vuitton, geçince Prada, tam karşısında Gucci, yanında Bottega Veneta, biraz ilersinde Etro derken kendimi kaybettiğimi hissediyorum. Caddede okadar çok insan var ki neredeyse vitrinlere bakmak için bile sıra oluşuyor. İnsanların hepsi de çok şık. Kadınlar dar jeanler, bol uzun kazaklar, topuklu bileğe kadar botlar ve büyük çantalarla donanmış dolaşıyorlar. Kimisi alışveriş derdinde, kimisi iş arasında. Alışveriş derdinde olanların çoğu çocuklu ve pusetli, çocuklu olmayanlar ise köpekli. Çocuklar ne kadar şık anlatılamaz. Kapşonlu kazak ve bol jeanleriyle trendy gençlerin minyatürleştirilmiş halini andırıyorlar. Köpekler daha da şık diyebilirim; üzerlerinde birbirinden şık, değişik tasarımcılardan kıyafetlerle onlar da alışverişe çıkmışlar sanki. Ben de geri kalmayayım diye köpeğime Gucci’den çok şeker bir şapka alıyorum. Cadde bu kadarla kalmıyor tabi...Bir de caddeden minik avlulara çıkıyorsun, avlularda bir dolu dünya markası daha, ara sokaklar desen daha da muhteşem, her markanın “sport” (klasik olmayan) departmanı ki tam bana göre. Yürüyoruz da yürüyoruz, bir sürü vitrin derken, caddenin sonuna varıyoruz. Caddenin sonunda kocaman bir Armani, içeri giriyoruz çünkü orası da sevgilimin cenneti, o yaklaşık 1 saat kendini kaybettikten sonra saate bakıyorum ve saat 3’ü gösteriyor. 3 saati vitrinlere bakarak geçirdikten sonra bunun bana 10 dakika gibi gelmesi beni şaşırtıyor.&lt;br /&gt;Acıktığımızı farkediyor ve Armani’nin biraz ilerisinde küçücük bir cafeye oturuyoruz. Proşutto ve mozerella tabağı sipariş ediyoruz ve ben etrafı incelemeye başlıyorum. Salaş gençler, sokağa masalarını kurmuş minik cafeler, çok şık giyimli bayanlar, çocukları Adidas ayakkabı giymiş dilenciler, yolun ortasından geçen trenler, dünyanın en lüks arabaları ki; insanlar durup tiyatro gibi seyrediyor, panino kokuları derken yemeğimiz geliyor. Mozerellaların dizilişi bile muhteşem; yuvarlak kesilmiş ve tabağa serpiştirilmiş adeta, tadı ayrı bir muhteşem tabi, üstüne akıtılmış zeytinyağı ise bambaşka bir tat, proşutto tabağı da süper; incecik doğranmış ve çok hafif. Afiyetle yedikten sonra kalkıyoruz oradan ve otele ara sokaklardan geri dönüş başlıyor. D&amp;G’nin spor mağazasının önünden geçtiğimizi fark ettiğim an duraksıyorum. Bembeyaz bir vitrin, yerlere kar motifi yapmışlar, vitrindeki mankenler beyaz shortlar ve beyaz kilotlu çoraplarla süslenmiş. Beyaz ponponlu kulaklıklar ve beyaz kocaman ponponlu çantalar ise vitrindeki diğer detaylar. İçeri girince kıyafet ve beyazlık cenneti... Beyazı kış rengi olarak yansıtmak ne büyük bir akıllılık. Ve dükkandan çıkınca önümüzden hızlı adımlarla Domenico Dolce geçiyor; -dükkanlarını kontrolde herhalde- diye düşünüyoruz. Adam okadar hızlı yürüyor ki tam olarak kıyafetinin her detayını göremiyorum; bol jeani ve kıyafetine tarz katan beyaz kasketi gözüme çarpıyor sadece...&lt;br /&gt;Her günümüz böyle geçiyor; kısıtlı bütçemizi bu muhteşem seçeneklerden hangisine harcasak diye düşünerek ve sonunda o bütçeyle alınabilecek en iyi şeyleri alarak.&lt;br /&gt;Neler aldım, neler moda onlardan bahsedeyim biraz; plastik-dize kadar çizmeler; yağmurlu günler için süper bir seçenek, mega boyutta çantalar: çok eşya taşıyanlar için ideal, kışlık babetler; hala içine ince çorapla giyecekmiyim karar vermiş olmasam da çok trendyler, ince topuklu-baş parmağı açık şık ayakkabılar; her markanın en az bir modeli var, bel çantaları; 50 Euro ya Miu Miu buldum birtane, çizgili ve dantelli taytlar; düz renk olanları demode olmaya başladı bile, diz altı spor elbiseler; taytlarla giymek için, bosbol kumaş pantalonlar; hem rahat hem de şıklar, saç bantları, diz üstü çoraplar; çizmelerle çok moda, at çizmeleri;Pradadakiler’e bayıldık, sapına extradan zinciri olan çantalar; çok beğeniyorum ama malesef herkesin kolunda, şemsiyeler; leoparlı bulursanız mutlaka alın; leopar bu kış çok moda ama ben kokoş buluyorum, şemsiyede ise çok trendy duruyor...Erkekler için de birkaç şey söyleyebilirim: kumaş bol pantalonları spor ayakkabılarla kombinlemek, saçlara geniş-siyah bantlar takmak(Türkiye’de biraz zor ama...), deri kısa ceketler, bol jeanlerin üstüne süveter ve askı takmak, hala Converseler; derileri daha değişik ve modern duruyor.&lt;br /&gt;Size orada gördüğüm en iyi giyinmiş adamı anlatmak istiyorum; Kendisi Armani’de çalışıyordu. Bol jean ve üzerine hafif bol lacivert bir kazak giyiyordu, bu kombinasyonu Adidas beyaz ayakkabıları ve siyah pantalon askısı ile tamamlamıştı. Çok yakışıklı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;Kıyafet konusunda bir hatırlatmam daha olacak. Milano’da herkes birbirini süzüyor, hem de baştan aşağı, utanma olmadan. Türkiye’de nasıl arabalar statü simgesiyse, orda erkeklerde de kadınlarda da olmak üzere statüyü belirten en önemli işaret kıyafet. Onun için gitmeden mutlaka trendleri takip edip birkaç parça edinin derim.&lt;br /&gt;Tavsiyelerime ve anti tavsiyelerime gelince; dev bir klise var; Cathedral; gezmeden olmaz, Santa Lucia; yemeden olmaz;yanımızda Özlem Yıldız ve kocası otururken yedik leziz yemeklerimizi;Nişantaşı’nda yan masaya bakıp ünlüler hakkında dedikodu yapanlar vardır ya öyle hissettim kendimi, orada ne yiyim diyorsanız yine mozerrellayı, melanzaneyi, prosuttolu pizzayi tavsiye ederim ama herşeyin güzel olduğuna eminim. Gucci Cafe var Duomo’da; Prosecco için derim, çok hafif bir köpüklu şarap ve iki bardakta çakır keyif oluyorsunuz, ondan sonra kendinizi atın dükkanlara, bakın alışveriş ne kadar kolay oluyor, dondurma mutlaka yeyin, ara sokakları keşfedin, gençliğin nasıl yaşadığını izleyin, Panini Guisto’da rozbifli panino yeyin; paninonun adı “K2” diye geçiyor ve burası da Duomo’da bulunuyor. Papermoon’a gitmeyin; şarabı su bardağında servis ediyorlar(cool bir şekide değil) ve servis iyi değil. Tanıdık görmek istemiyorsanız bayramda gitmeyin; Milano havasına çok rahat bir şekilde ayak uydurabilmiş Ebru Akel’den o havaya tam ters düşen Nihat Doğan’a kadar bir sürü ünlü gördük. Ama bayramda giderseniz de kendinizi restore edilmiş ve yeni mağazalar eklenmiş bir Nişantaşı’nda dolaşır gibi hissediyorsunuz, yani eviniz gibi, o da bir ayrıcalık tabi.&lt;br /&gt;Sevdiğiniz bir insanlaysanız, nerede, ne yaptığınız önemli olmaz. Yolunuz Milano’ya düşerse muhteşem yemekleri yeyin, diyeti filan boşverin, gücünüzün yettiği kadar alışverişinizi yapın çünkü bunun merkezi orası ve yanınızda minik bir şemsiye götürün, yağmur yağdığı an herkes o şemsiyelerin altına giriyor ve birbirine yol verenler insanlar yerine şemsiyeler olmaya başlıyor, Milanolular’dan eksik kalmak istemeyiz. Şemsiye altı romantizmi veya dedikodusu Milano’da iyi gider derim ben.&lt;br /&gt;Sevgiler...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-6471854878182216679?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/6471854878182216679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=6471854878182216679' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/6471854878182216679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/6471854878182216679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/01/milano-published-in-trendsetter-january.html' title='Milano-published in Trendsetter January!--November,2006'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZz4AGZSflI/AAAAAAAAABI/a_HCPKOVwrY/s72-c/milano+renkli.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-7171659159061829243</id><published>2007-01-02T20:33:00.000+01:00</published><updated>2007-01-02T20:58:05.950+01:00</updated><title type='text'>O AN</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZq5OmZSfkI/AAAAAAAAAA8/NaJGU5jSKq0/s1600-h/sok.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5015524795506392642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZq5OmZSfkI/AAAAAAAAAA8/NaJGU5jSKq0/s320/sok.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir duygu yükselir içinden, tekrar tekrar dinlemek istersin, bir insan, yaşanan çok özel bir an, bir gülücük, bir gözyaşı gelir aklına... Sahneler kare kare geçer gözlerinin önünden; ya duygulanırsın ya da içinde bir huzur hissedersin. O anı yaşamış olmak, dakikası dakikasına hatırlamak başka birşeydir. O an çok önemlidir. Belirsiz zamanlarda, garip anlarda gelir aklına; her aklına geldiğinde aynı his kaplar içini; bazen daha uzaklarda hissetsen bile...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öyle anlar vardır herkesin hayatında; aklından çıkaramadığın, hiçbirzaman çıkaramayacağını da bildiğin. Zaten bu anlardır insanın hayatına ince duyguları katan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bazen bir muzik getirir aklına o anı, bazen geçtiğin bir yol, bazen sadece bir kelime, bazen bir insan, bazense sadece boşluk... O anı, hissettiklerini hiçbirzaman net bir şekilde birine anlatamassın, o senin özelindir yaşadığın, kimse anlayamaz senden başka.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mutsuzluk veriyorsa sana geçtiğin o yol, zamanla etkisi azalsa da hatırlarsın; mutluluk veriyorsa sana dinlediğin o şarkı zamanla etkisi artarak hatırlarsın.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir yol vardı; her geçişimde ettiğim bir kavgayı hatırlatırdı bana; detaylı düşünürdüm o kavgayı; sahne sahne... Her seferinde bir burukluk girerdi içime. Şuan kavganın içeriğini unuttum, hiç hatırlamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hüzünlülerden arınmak, mutluluklara yönelmek dileğiyle...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-7171659159061829243?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/7171659159061829243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=7171659159061829243' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/7171659159061829243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/7171659159061829243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2007/01/o.html' title='O AN'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZq5OmZSfkI/AAAAAAAAAA8/NaJGU5jSKq0/s72-c/sok.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-4905984935998024534</id><published>2006-12-29T20:18:00.000+01:00</published><updated>2006-12-30T18:53:24.824+01:00</updated><title type='text'>HOŞÇAKAL...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZanfc9H7VI/AAAAAAAAAAk/PT2lquR7FMk/s1600-h/budur.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5014379393913974098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZanfc9H7VI/AAAAAAAAAAk/PT2lquR7FMk/s320/budur.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yürüyordum, seni gördüm, kafamdaki bir imajdın sen, aklım dağıldı. Bir bulut gibiydin adeta, kaç kere görmüştüm seni halbuki daha önce, rüyalarımda veya gözlerimin önünde... Karışıktı artık benim için herşey; biraz ondandın biraz bundandın sen. Tadını sevdiğim çorba gibi, bayılarak içtiğim çorbaya extra malzemeler eklemişler sanki ve artık sevmiyormuşum gibi.&lt;br /&gt;Belki binlerce kere yazmayı denemiştim ama olmamıştı, zordu benim için; her bakımdan; düşünmesi zor, yaşaması zor, görmesi zor, yazması bile zor... Yazdım ve sildim kaçkere ama şimdi yazarken kocaman bir silgiyle sildiğimi hissediyorum birşeyleri, yüzümde tebessüm, o garip imaj ve bir pembe bulutun uçuşu, yok oluşu...&lt;br /&gt;Annem birşeyi istersen, o istediğin şeyi pembe bir buluta koy derdi, sonra uçur derdi, dağların arkasına gönder, göremediğin bir yere gönder derdi, ozaman gerçekleşecekti isteğim; ben yok etmek istedim ve o bulutun içine yok olmasını istiyerek yerleştirdim onu. Onu ben yok ettim...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-4905984935998024534?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/4905984935998024534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=4905984935998024534' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4905984935998024534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/4905984935998024534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/12/hoakal.html' title='HOŞÇAKAL...'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RZanfc9H7VI/AAAAAAAAAAk/PT2lquR7FMk/s72-c/budur.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-7216585668467532775</id><published>2006-12-25T14:51:00.000+01:00</published><updated>2006-12-25T15:42:06.336+01:00</updated><title type='text'>Çok Ayıp</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_gSDENt_ANco/RY_jKs9H7UI/AAAAAAAAAAY/RzpcPI5Lx3g/s1600-h/dfvgf.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5012474683292380482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_gSDENt_ANco/RY_jKs9H7UI/AAAAAAAAAAY/RzpcPI5Lx3g/s320/dfvgf.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Binlerce kişi dururken neden o? Arkadaşının sevgilisi mi? Nekadar ayıp. Kendini onun yerine koymadın mı hiç? Aynısı senin başına gelse nekadar sinirlenirsin düşünmedin mi hiç? Birine arkadaşının sevgilisine olan hislerinizi, onunla yaşamış olduğunuz heyecan dolu beraberliğinizi anlatınca karşı karşıya kalacağınız cümleler bunlar... Bana da anlatılsa, ilk tepki olarak ben de bu şekilde karşılık verebilirdim herhalde. İlk tepki düşünmeden verilir çünkü. Şimdi bu konuyu düşünmek istiyorum ben.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir bakış, bir temas, aynı anda söylenmiş bir söz, aynı bakış açısı; kısacası ikili arasında herhangi bir kıvılcım bu durumu durdurulamaz hale getirir aniden. Arkadaşının sevgilisi olması da daha çekici kılar üstelik. Bir engel vardır ortada. Aşılabilir mi o engel, cesareti var mıdır karşındakinin, arkadaşın sezmiş midir durumu? Bütün bu düşünceler heyecana heyecan katar. İstedikçe daha çok istersin onu. Sonra olan olur; kimse kimseyi durduramaz çünkü. Hissedilen elektrik seni o noktaya getirmiştir farkında bile olmadan. Aslında o güne kadar kafanda ayıpladığın, bu toplum tarafından hoş karşılanmayan olay senin başına gelmiştir ve çok normal hissedersin olanları o an. Giriş, gelişme, sonuç yoktur bu durumda. Herşey gelişmiş ve bitmiştir. Rahata kavuşulmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Size yapıldıysa böyle birşey, eminim bu yazıya kızacaksınız ama bilin ki bu herkesin; istisnasız herkesin başına gelebilir, onun için insanları yargılamamak lazım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gazetelerde gördüğümüz o aldatma haberleri, boşanma olayları ve bu tarz haberler; hep tepkili bakmamıza yol açar o insanlara. Halbuki onların yaptığı anormal birşey yoktur. Herkes aynı şeyleri yapar; onlarınki manşet olur. Manşet olunca da konuşulacak konu çıkar meydana. Sonra üzerine binlerce yorum. O yorumlarını yapmadan bir sağına soluna bak. Yok mu aynı yolda olan bir yakının? Onu da yargılıyor musun böyle sana içten bir şekilde aslında hissedilmemesi gereken hislerini anlattığında; yoksa destekliyor musun onu herkesin başına gelebilir diye???&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-7216585668467532775?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/7216585668467532775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=7216585668467532775' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/7216585668467532775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/7216585668467532775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/12/ok-ayp.html' title='Çok Ayıp'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_gSDENt_ANco/RY_jKs9H7UI/AAAAAAAAAAY/RzpcPI5Lx3g/s72-c/dfvgf.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-3099170044043561567</id><published>2006-12-14T21:22:00.000+01:00</published><updated>2006-12-14T22:07:29.212+01:00</updated><title type='text'>Dinlemeyi Bilmek</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RYG8p9O-IlI/AAAAAAAAAAM/G9HgqPXyZa0/s1600-h/%C5%9F.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5008491689610715730" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RYG8p9O-IlI/AAAAAAAAAAM/G9HgqPXyZa0/s320/%C5%9F.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir konuyu net olarak bilmeden yapılan yorumlar vardır. Beni sinir eder. Bazen bilmiyor olmaktan utanır; biliyormuşuz gibi yorum yaparız, bazen laf olsun diye alakasız yorumlarla doldurmaya çalışırız muhabbeti, bazen konuyu bildiğimizi sanıp garip yorumlarla sonuçlarız konuyu. Hepimiz yaparız bunu; amaç laf olsun torba dolsun. Bu hem karşındakini yanlış yönlendirmektir; hem de onu ve en önemlisi kendimizi kandırmaktır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Konu bizim ilgimizi çekmiyorsa açık bir şekilde ifade etmek lazım bunu. Yalandan dinliyor gibi yapmak anlamsız çünkü. Dinlememiz gereken bir durumsa ve konsantre eksikliği yaşıyorsak, bunu da karşımızdakine söylemek gerekir. Bilmediğimiz bir konuysa ve tartışmak istiyorsak derinine kadar öğrenmek lazım ki doğru şeyler söyleyebilelim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ailecenek kadınlar toplantısı yaptığımızda hep tartışma konusu oluyor bu durum. Geçenlerde toplandık yine. Teyzemin seneler öncesinde yaşamış bulunduğu bitmiş bir evlilik var. Uzaklarda yaşamış evliliğini. Herkesten uzak; kendi kendine. Yaşadıklarını, derinliğini; bütün gerçekliğiyle, net olarak kim bilebilir ondan başka? Her kafadan bir ses; öyle olmamıştı da böyle olmuştu, sen yanlış yapmıştın da, o bunu demişti. Sinir oldu sonunda. Başladı bağarmaya... Anlatmaya çalıştı; dinleyen yok. Birdahaki sefer yine aynı konuşmalar geçecek, eminim. Kimse kulak vermedi çünkü ona. "Bir dinlesek de öğrensek, yaptığımız yorumlar çarpık olmasa" diyen yok.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dinlemeyi bilmeliyiz karşımızdakini, yoksa neye yarar kurduğumuz iletişim???&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-3099170044043561567?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/3099170044043561567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=3099170044043561567' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/3099170044043561567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/3099170044043561567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/12/dinlemeyi-bilmek.html' title='Dinlemeyi Bilmek'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gSDENt_ANco/RYG8p9O-IlI/AAAAAAAAAAM/G9HgqPXyZa0/s72-c/%C5%9F.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116551833147225060</id><published>2006-12-07T19:41:00.000+01:00</published><updated>2006-12-07T20:08:51.056+01:00</updated><title type='text'>Bir Erkeğin Psikolojisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4293/4186/1600/159618/dvd2.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4293/4186/320/220325/dvd2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Onlar da depresyona giriyor, onlar da kafalarına takıyorlar, onlar da saatlerce düşünüyor, kendilerini yeyip bitiriyor, çözüm arıyorlar. Onlar da aynı kızlar gibi problemleri büyütüyorlar, unutmak için dvd izliyor, unutmak için arkadaşlarıyla dışarı çıkıyor, unutmak için gaza basıyor, unutmak için küfür ediyor, unutmak için bir takıma bağlanıyorlar.&lt;br /&gt;Tek farkları unutmak için yaptıkları bu aktiviteleri hayatlarının bir parçası gibi yaşıyorlar ve gitgide onlara da bağlanıyorlar. Biz kızlar ise hayatımızdaki ekstra aktiviteleri sadece unutmamız gerektiğinde yapıyor, yeni birisini bulunca da hayatımızdaki tüm ekstraları çıkartıp karşımızdaki erkeğe bütün enerjimizle bağlanıyoruz.&lt;br /&gt;Erkekler; farkında olmadan da olsa bizden çok daha dengeli bir hayat yaşıyorlar. Onlar hayat düzenlerini bir kız için değiştirmiyorlar. Belki de bu erkeklerin daha duygusal, kızlarınsa daha bencil olduğunu gösteriyor. Erkekler yapmaya alıştıkları herşeye bağlanırken, kızlar sadece onlara dünyadaki en büyük hazı veren erkeklere yeterince bağlanabiliyorlar. Diğer aktiviteleri onların yokluğunda, birşeyleri doldurmak amaçlı kullanıyorlar sanki.&lt;br /&gt;İşte bütün bu sebeplerden dolayı erkekler ilişki çöküntülerini çok daha kolay atlatıyorlar. Bütün düzenleri bozulmuyor çünkü. Hala zevk aldıkları şeylerden zevk almaya devam ediyorlar. Tabiki eksiklik hissediyorlar ama bunu minimum şekilde yaşıyorlar.&lt;br /&gt;Bence biz kızlar da hayatımızda bir erkek var diye sevdiğimiz, zevk aldığımız, bizi geliştiren, bize mutluluk veren hiçbirşeyden vazgeçmemeliyiz. Böylece hayatımız daha kolaylaşır, kötü zamanları daha rahat atlatır, kendimize daha çok güveniriz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116551833147225060?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116551833147225060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116551833147225060' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116551833147225060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116551833147225060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/12/bir-erkein-psikolojisi.html' title='Bir Erkeğin Psikolojisi'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116534109093958588</id><published>2006-12-05T18:21:00.000+01:00</published><updated>2006-12-06T00:25:00.230+01:00</updated><title type='text'>New York New York</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4293/4186/1600/178970/147100930107_0_ALB.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4293/4186/320/310181/147100930107_0_ALB.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;New York'lu bir arkadaşımdan mesaj geldi şuan. Yeni bir eve taşınmak istiyormuş. Evin resimlerini de yolladı. Biraz küçükmüş; onun için kararsız kalıyormuş. Düşündüm ben de; keşke New York'ta oturduğum ev mi yoksa daha küçük, yüksek tavanlı, cozy bir ev mi diye ikilemde kalsam, saatlerce düşünüp karar vermek zorunda olsam.&lt;br /&gt;Ne güzel bir hayat yaşıyor aslında.&lt;br /&gt;Sabahları uyanıyor, cornflakesini kocaman bir kaseye boşaltıyor, yanında meyvesini yiyor, kafasına göre, kimseyi umursamadan değişik kıyafetlerini üzerine geçiriyor, Starbucks'tan geçerken yağsız sütlü kahvesini eline alıyor; kimbilir işine yürüyor veya metroya biniyor. Sevdiği ve başarılı olduğu işine varıyor, gün boyu eminim canla başla çalışıyor, iş çıkışı evinin yan sokağındaki spor salonunda sporunu yapıyor, sonra belki sessiz bir cafeye uğrayıp kahvesini yudumluyor, oradan kalkıp evine doğru yol alıyor, evine varınca TiVo'sunun onun için işindeyken kaydettiği programları izliyor ve enerjisi hiç bitmiyor; gece oluyor, üzerine rahat ama şık kıyafetlerini geçirip herzaman gittiği barlardan birine gidip içkisini yudumluyor.&lt;br /&gt;İşte; birçok kişinin hayalindeki hayatı yaşıyor o aslında. Belki ailesinden ayrı, çok yakın arkadaşlarından okyanuslar kadar uzak ama kafası rahat. Yaşamak istediği hayatı kendisi yönetiyor. Üstelik bu hayatı New York kadar enerji dolu bir şehirde yaşıyor. Hergün yapılacak değişik aktiviteler buluyor, vizyonuna vizyon katıyor.&lt;br /&gt;Onunla 3 hafta ben de bu hayatı paylaştım. O herzamanki hayatını yaşarken, ben orada onunla tatil yapıyordum. Okadar güzel, içacıcı bir hayatı vardı ki tatil yapmak istememeye başladım onun yanında. Ben de onun gibi yaşamımı orada sürdürüyormuşum gibi davranmaya başladım, sanki rutin yapılacak işlerim var da onları halletmeye çalışıyormuşum gibi. Çok gerçekçi olmadı tabi çünkü rutin işler alışveriş, yemek, dvd ve sosyalleşmekten ibaretti benim için. Ne olursa olsun onun orada yaşadığı muhteşem hayatı gördükten sonra, o enerjisini hissettikten sonra, kendi kendine neler kattığını bildikten sonra hayata bakış açım değişti biraz da olsa.&lt;br /&gt;Birgün inanılırsa herkesin hayali gerçekleşecektir, hayaller kurmuştuk biz de bir zamanlar; eğlenceli, geniş, sonsuz hayaller...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116534109093958588?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116534109093958588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116534109093958588' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116534109093958588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116534109093958588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/12/new-york-new-york.html' title='New York New York'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116526646757167446</id><published>2006-12-04T21:27:00.000+01:00</published><updated>2006-12-04T22:07:49.023+01:00</updated><title type='text'>Kariyer Kadınları</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4293/4186/1600/670289/wom.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/4293/4186/320/295592/wom.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda karşıma çıkan kitapların çoğunun konuları hemen hemen aynı. Kariyer sahibi kadınların kendinlerine zaman ayıramamaları, ailelerini ikinci plana atmaları, işkolik olma yolunda ilerlemeleri... Peki bunun bir çözümü var mıdır? Ben denedim ama gerçekten çok zor. Son iki haftadır sabah 10.00 akşam 18.00 çalışıyordum. Eve gelince pestilim çıkmış bir vaziyette kendimi yatağa atıyordum. Yarım saat kestirdikten sonra yemek dolayısıyla uyandırılıyor ve saat 14.00'den beri yemek yemediğim için, midemi tıka basa dolduruyordum, yemek sonrası bir duş alıyor, kendimi tekrar yatağa atıyor, birkaç sayfa kitap okuduktan sonra uykuya dalıyordum. Haftasonlarımı erkek arkadaşıma ayırdığım için geriye ne aile fertleriyle ne de arkadaşlarımla görüşecek; ne spor yapacak ne de kuaföre gidecek zaman kalıyordu. Üstelik bahsettiğim işe başlama saati 10.00. Bundan 2 saat önce işlerinde bulunmaları gerekenler ne yapıyor onu da merak etmiyor değilim.&lt;br /&gt;Birkaç kilo aldığımı farkedince spora kaldığım yerden devam etmeye karar verdim, pilatese yazıldım ve iş sonrası bu aktiviteyi gerçekleştirir oldum. Bu sefer eve 2 kat yorgunlukla varıyor, kimseyle konuşacak, şakalaşacak halim kalmıyordu. Yatmadan önceki 3 saatimi kendimle başbaşa geçirmek istiyordum. Öyle de yapıyordum. İşte maksimum sosyalken asosyal olmamın, hergün spor yaparken, yediklerime dikkat ederken kocaman bir köfteye dönüşmemin hikayesi bu şekilde gelişti. Sadece iş hayatından 2 hafta almıştı bu süreç.&lt;br /&gt;Bu deneyimlerimden sonra kariyer kadınlarının hayatlarının (bir de çocuklu olanlar düşünülürse) nekadar zor olduğunu anladım. Birkaç tavsiye verebilecek duruma da geldim. Hayatı hafife almak lazım. İş hayatında stres almassak çok yorulmayız. İnsanı en çok yoran şey strestir. O hafiflikle işten çıkıp yarım saat sporumuzu yaparsak, yediklerimize dikkat edersek, güler yüzlü olmayı başarabilirsek herşey çok daha kolay olur. Son okuduğum kitap; Sophie Kinsella'dan "Pasaklı Tanrıça'yı" da bu konuda ders almak için tavsiye ederim. Hem çok eğlenceli, hem çok hafif, hem de hayatın gerçekleri kolay bir dille anlatılmış.&lt;br /&gt;Biz kadınlar herşeyi başarabiliriz; hayata pembe gözlüklerle baktıktan sonra...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116526646757167446?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116526646757167446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116526646757167446' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116526646757167446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116526646757167446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/12/kariyer-kadnlar.html' title='Kariyer Kadınları'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116370950867515410</id><published>2006-11-16T20:55:00.000+01:00</published><updated>2007-01-20T17:23:00.453+01:00</updated><title type='text'>Yanlış Olanın Güzelliği</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/asa.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/asa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sizden yaşça büyük, yakışıklı, serseri kılıklı bir adamla mı öpüşmeyi tercih edersiniz yoksa beşik kertmesi misali ailenizin çocukluğunuzdan beri size uygun gördüğü yaşı yaşınıza uygun bir delikanlıyla mı? Her kızın gözdesi, sexy bakışları olan, kızları üzmekle ünlü bir yakışıklının göz hapsinde mi olmayı yelersiniz yoksa iyi aile çocuğu, bulduğuyla evlenecek tipte olan masum bir gencin mi? Sevgilizle hergün oturup televizyon izlediğiniz senelerin kanepesinde mi öpüşürdünüz, çılgınlar gibi asansörde mi?&lt;br /&gt;İnsanlar yıllardır yanlış olanın peşinden gitmişler, heyecan veren daha çekici gelmiş. Herkes özgürlüğünü yaşamak, başına buyruk hareket etmeyi denemek istemiş. Peki yapılan bu seçimin uzun süreli bir mutluluk getireceğini kim söylemiş? Belki de o ailenizin size uygun gördüğü delikanlı sizin ruh eşiniz de, sadece doğru olanı denemek çekici gelmiyor diye bunu keşfedememişsiniz. Belki de senelerin kanepesinde öpüşmek size büyük bir huzur verebilecekken, siz heyecan yaşamak istiyorsunuz diye asansörde deliler gibi öpüşürken anlık bir mutlulukla tatmin olmaya çalışmışsınız.&lt;br /&gt;Önemli bir soru bu cevabını bulamadığım; heyecanların peşinden gitmek gerekiyor mu, bugün varız yarın yokuz diye düşünerek anı doyasıya yaşamak mı lazım; yoksa geleceğimizi düşünerek planlı programlı, mantıklı seçimlerin peşinden gitmek daha mı doğru? Bu ikisinin ortası bulunabilir mi? Gençken ilk seçeneği uygulasak, yaş ilerledikçe mantığa doğru kaysak uygun olur mu, peki mümkün olur mu? Okadar heyecanı yaşadıktan sonra bunun bağımlısı olmaz mıyız? Heyecana "dur" demenin bir yolu var mıdır?&lt;br /&gt;Bana sorarsanız o heyecan yaşandıktan sonra sizi bağlar, hem de sımsıkı. Herseferinde bir öncekinin iki katı heyecanı arasınız, bulamayınca hayal kırıklığı ile başbaşa kalırsınız. Bu sebepten ötürü, insan kararlarını verirken mantığını da kullanmalıdır, hayatta kendi şansımızı kendimiz yatarırız, herşeyi dozunda ve düzeyli yaşamak lazımdır. Heyecanı da sıfırlamamak lazım tabiki. O ayarı bulmak nasıl olur bilmiyorum ama az heyecan, daha çok mantık doğru olanı gibi gözüküyor...&lt;br /&gt;Genel olarak heyecanlar kötü sonuçlanıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116370950867515410?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116370950867515410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116370950867515410' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116370950867515410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116370950867515410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/yanl-olann-gzellii.html' title='Yanlış Olanın Güzelliği'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116353576235718569</id><published>2006-11-14T20:46:00.000+01:00</published><updated>2006-11-14T23:21:10.770+01:00</updated><title type='text'>Torununun Torunu</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/b3.0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/b3.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hiç düşündünüz mü; iki yüzyıl önce bugün yürüdüğünüz sokaklarda kimler yürümüş, bugün denizotobüsüyle üzerinden geçtiğiniz denizlerde kimler balık tutmuş, arabayla geçtiğiniz sahil yolunun üzerinde ne tarz yapıtlar varmış, yalılar yerlerinde duruyorlar mıymış, at arabalarının görüntüleri nasılmış, insanlar ne giyermiş, nasıl bir hayat sürerlermiş...&lt;br /&gt;Ben bugüne kadar çok düşünmüştüm bu tarz tarihi şeyleri, enteresan gelmişti hep. Lisedeki tarih derslerinden tut, sahilde yaptığım yürüyüşlere, kendimle başbaşa kaldığım anlara kadar aklımdan geçmişliği vardır. Hayalini kurmuşluğum vardır. Ama o hayal nekadar gerçeği yansıtabilir ki? Gerçeğini görmek insana nasıl bir duygu verir diye düşünmüşlüğüm vardı bugüne kadar.&lt;br /&gt;Bugün ise, annem, ben ve teyzem toplandık, yola çıktık, müze gezdik, Cihangir'e gittik, Leyla'da yemek yedik, felekten birgün çaldık. Müze kısmına değinmek istiyorum, konuya girmişken. Pera Müzesi'ne uğradık. Girişte bir kokteylle karşılaştık. Biraz çerez atıştırdıktan sonra müzeyi gezmeye en üst kattan başladık. En üst katta 1600'lerde yaşamış, bütün ailesini teker teker kaybetmiş, kimi resimlerinde sadece tebeşir kullanarak mükemmel çizimler yapmış olan Rembrandt'ın öğrencilerinin resimleri vardı. Okadar az çizgi kullanarak, bukadar başarılı resimlerin yaratılmış olması hepimizi çok şaşırttı. Bir alt katta Rembrandt'ın kendi çizdiği resimler ki, öğrencilerininkinden ayırt etmek çok zor. Rembrandt'ın resimleri de çok şaşırtıcı ve başarılı. Görmek lazım...&lt;br /&gt;Bir alt katta ise konumuz olan İstanbul'un iki yüzyıl önce çekilmiş fotoğrafları bulunmakta. Siyah-beyaz muhteşem resimler. Bebek'ten Sarıyer'e kadar İstanbul sahilinin ozamanlarda çekilmiş sayısız fotoğrafı. Hepsi bizi başka bir dünyaya götürdü. Resimlerdeki o balıkçılar kimbilir ne düşünüyorlar, o at arabalarının içindeki zengin insanlar kimbilir nereye gidiyorlar, şuan binlerce yapıtla dolu olan sahil yolu o zaman neden bukadar boş, bugün gördüğümüz yalılar kimbilir nezaman dikilmiş...ve daha binlerce düşünce. Bu fotoğrafların çekilmesinde kullanılmış fotoğraf makineleri de sergilenmekte. Taşınabilir fotoğraf stüdyosu bile var yüzyıllar öncesinden kalma. Sergilenen herşey birbirinden enteresan. Gitmenizi tavsiye ederim.&lt;br /&gt;Ben gittim gördüm. Senelerdir hayal etmeye çalıştığım yüzyıllar öncesinin, bugün yaşadığımız topraklar üzerindeki imajları bir gerçeğe dönüştü gözümde. Çok güzel bir deneyimdi. Kimbilir seneler sonra torunlarımızın torunları da bugün sağınıza baktığınızda dikkat bile etmeden yanından geçtiğiniz o binayı ancak bir sergide, bir fotoğrafın üstünde merakla izleyecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ziyaret Saatleri:Salı - Cumartesi 10.00 - 19.00 Pazar 12.00 - 18.00&lt;br /&gt;Meşrutiyet Caddesi No.141 34443 Tepebaşı - Beyoğlu - İstanbul Tel. + 90 212 334 99 00&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116353576235718569?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116353576235718569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116353576235718569' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116353576235718569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116353576235718569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/torununun-torunu.html' title='Torununun Torunu'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116345189155678139</id><published>2006-11-13T21:24:00.000+01:00</published><updated>2006-11-13T22:04:51.563+01:00</updated><title type='text'>Akıllı Pirla</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/pirla018.0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/pirla018.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eve yeni halılar geldi. Herkes çok mutlu. Sıcak bir hava geldi evin içine. Yeni perdeler de yerlerini alınca salonumuz salon oldu gerçekten. Ailecenek salonda daha fazla vakit geçirmeye, daha bir "evimiz" gibi hissetmeye başladık. Biri tedirgin oldu yalnız. Eve yeni birşey geldiğinde herzaman alışmakta sorun yaşayan küçük köpeğimiz; Pirla.&lt;br /&gt;Halılar yerleştirilirken havlamaya başladı. Birkaç gün hep havladı. Üstüne çişini yapacağından korktuk. Onu uyardık. Halıyı gösterdik, "çiş yok" diye bağırdık. Anladı. Birkaç gün direndi, yapmadı.&lt;br /&gt;Bugün uyandığımızda yepyeni halının üstü çiş olmuştu. Köpeğin çişi asitliymiş. Silmemek gerekiyormus, halıcı kendi silermiş. Üstüne beyaz peçete tabakasını koyduk ve seyrettik birsüre. Sonra Pirla'ya kızma safhaları başladı. Her önüne gelen bağırdı ona. "Çiş yapma dememiş miydik sana" dedi herkes, beyaz tabakayı göstererek. Bizimkinin kuyruğu düştü, morali bozuldu. Herkes küstü ki ona birdaha yapmasın. Bizimki depresyona girdi, yatağından çıkmadı. Her akşam masada ona verilen küçük lokmalar verilmedi ki ona, ders alsın, birdaha aynı hatayı yapmasın. Biraz da tuvalete kitledik ki onu, hatasının büyüklüğünü anlasın. Tuvalette hiç sesini çıkarmadı, suçunu farkındaydı...&lt;br /&gt;Tuvaletten çıkarken kuyruğu hala düşüktü. Herkes üzüldü o anda. Herkesin tavrı değişti. Hepimiz şımarttık onu yemekten sonra. Yatağın üstüne koyduk, okşadık da okşadık. Şımardı bizimki hemen, kuyruğu havalandı eskisi gibi. Mutluydu yine.&lt;br /&gt;Yemek sonrası sıcacık salonumuzda ailecek kahvelerimizi yudumlarken Pirluş da vardı yanımızda. Onun hakkında konuştuk. Ders almış olduğunu umduk ve ona bakarak birdaha yapmayacağına güvendiğimizi belirtmeye çalıştık. Ben birdaha yeni halılara çişini yapmayacağına inanıyorum. O olgun, anlayışlı, laf dinleyen bir köpek. Herşeyi anlıyor ve kafası çalışıyor. Onunla gurur duyuyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116345189155678139?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116345189155678139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116345189155678139' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116345189155678139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116345189155678139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/akll-pirla.html' title='Akıllı Pirla'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116336331127618779</id><published>2006-11-12T19:44:00.000+01:00</published><updated>2006-11-12T22:18:27.550+01:00</updated><title type='text'>Pazar-17.50</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/yatk.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/yatk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pazar sabahı uyanmak ayrı bir keyiflidir. Uyku alınmıştır, gazeteleri okumaya, güzel bir kahvaltı yapmaya yeterince zaman vardır. Yatakta tembel tembel dönmeye bile vakit vardır. Kahvaltı ve gazete keyfi yatağın içinde bile yapılabilir. Kafaya eserse biraz televizyon da seyredilebilir. Uzun bir banyo alınabilir. Saatlerce telefonda konuşulabilir, güzel bir dvd izlenebilir, bilir de bilir...&lt;br /&gt;Bütün bunlar yapılırken zamanın nasıl geçtiği farkına varılmaz genelde çünkü güzel şeylerdir yapılanlar, haftada bir yapabildiğimiz şeylerdir, o da her hafta bile gerçekleşemez bazen. Bir de bu keyifli işlemler zaman alır, yatakta döneyim, biraz kestiriyim, şu filmi izliyim derken bir bakarız hava kararmış. Ozaman kasvet başlar. Saate bakılır: 17.50. Uyumaya az bir zaman kalmıştır. Öbür gün iş günüdür, erken kalkılınıcaktır, birdaha keyif yapmak için koskocaman bir 7 gün durmaktadır önümüzde. Bu düşünceler aklımıza girdiği an kafamız dolmaya başlar, saçmasapan her türlü negatif düşünce beynimizi kaplar, dışardaki kasvet hava, yarın yapılacak işler, erken kalkıcak olmanın verdiği huzursuzluk derken sabahki deşarjın verdiği haz sıfırlanır biranda. Herşey eskiye dönmüştür, adeta bir işgününde olduğu kadar yorgundur beyin; düşündükçe düşünmekten, kasvetten, maksimumdan minimuma inmekten...&lt;br /&gt;Pazarlar korkutucudur bu yüzden. Ani heveslerle aşık olduğunu sanan erkeklere benzer bu pazarlar. Bu tarz erkekler ilk anda size herşeylerini vermeye hazır gözükürler, ayaklarınızı yerden keserler, hediyelere boğarlar, sizi hayatın merkezi haline getirirler. Ammmma heveslerini aldılarmı herşey yok olur. Hiçbirşey yaşanmamış gibi pişkin pişkin çekip giderler yeni heveslerine. Bu erkeklere nasıl dikkatli davranılması gerekiyorsa, Pazar günleri de dikkatli olunması gerekir. Sonradan kasvetin içine düşmemek için fazla salmamalıyız kendimizi ve akşama doğru saracak olan o hüzünlü duyguya aşina olmalıyız. Alışmalıyız ona ki sıradan birşey gibi gelsin bize, saat 17.50'yi gösterince o kötü his girmesin içimize...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116336331127618779?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116336331127618779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116336331127618779' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116336331127618779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116336331127618779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/pazar-1750.html' title='Pazar-17.50'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116327820332132306</id><published>2006-11-11T21:12:00.000+01:00</published><updated>2006-11-11T21:50:03.330+01:00</updated><title type='text'>"Seni Birdaha Görmek İstemiyorum"</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/ads??z2.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/ads%3F%3Fz2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beraber olan iki insanın ayrılması nedemek? Dün elini tutup, gözgöze bakışıp, dudak dudağa geldiğin o insan bugün bir yabancı olabilir mi gerçekten? Bir kelime ile hayatının büyük bir parçasını hayatından çıkarabilir misin acaba?&lt;br /&gt;Anlam veremiyorum. Herşeyin bukadar kolay olmasını mantıklı bulmuyorum. Aylarını, senelerini verip bir insanla paylaştığın onca değerli şey, birgün sadece bir kelimeyle karşına bir hiçmiş gibi çıkıyor. O gün idrak edemiyorsun. Kelime üzerine düşünüyorsun yalnızca, ayrılık konuşması üstüne kafa yoruyorsun o gün. Halbuki söylenen sadece bir kelime oluyor. O söylenen söz de aslında kimbilir belki düşünülmeden, sinirle söylenilmiş, anlık bir karardan ibaret sadece. Ama malesef, o bilinçsiz söz kader belirleyici olabiliyor. İki taraf gurur yapıyor belki ardından. İpler kopmaya başlıyor. Soğukluk giriyor ve bum; söz möz kalmıyor artık, ne konuşulmuş olanı, ne konuşulacak olanı. Anlık bir dürtü herşeyi bitirebiliyor.&lt;br /&gt;Eğer o herşey değerliyse senin için, anlık zaaflara kapılmamayı bileceksin. İnsanlık hali, olduysa birkere, gururunu rafa kaldıracaksın. Kaderin akışına bırakmayacaksın kendini. Ne istediğini bileceksin, ona göre davranacaksın. Değerlinin peşinden gideceksin. Kolay kolay bulunmuyor çünkü öylesi. Eğer sana değerli gelen birşeyin senin peşini çok erken bıraktığını düşünürsen de birgün , gururunu raftan geri alacaksın, haketmeyene fazlasını vermemeyi de bileceksin ki kendin, kendin için değerli olasın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116327820332132306?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116327820332132306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116327820332132306' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116327820332132306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116327820332132306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/seni-birdaha-grmek-istemiyorum.html' title='&quot;Seni Birdaha Görmek İstemiyorum&quot;'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116310011198790368</id><published>2006-11-09T19:02:00.000+01:00</published><updated>2006-11-09T20:50:04.413+01:00</updated><title type='text'>Eski Bir Dost</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/untitled.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/untitled.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Seneler önce karşılaşmıştım onunla; liseye girdiğim ilk gün, serviste. Kocaman, şişko bacakları vardı, boyu çok uzundu bana göre, sakalları bile vardı. Ben küçücük bir kızdım 12 yaşımda. O 14 yaşındaydı ama çok büyüktü benim gözümde. Liselerde olur ya 2 yaş çok farkeder, öyle bir durumdu bizimkisi. O beni küçük görüyordu, ben ise onu büyük. Seneler geçtikçe alıştık birbirimize. Ben de büyüdüm, o da. Servisten sınıfa yüyürken ufak ufak muhabbet etmeye başladık. Birbirimizi tanımaya başlıyorduk ilk defa. Güldürüyordu beni, beraber eğlenmeye başlamıştık. Sonra çevrelerimiz bir olmaya başladı. Okul dışı da beraber olmaya, gün geçtikçe daha çok şey paylaşmaya başladık. Servis arkadaşlığımız gelişiyordu. Yakındık artık;tartışıyorduk, dedikodu yapıyorduk, gülüyorduk, eğleniyorduk. Sonra mezun oldu. O ve arkadaşları okuldaki en büyük eğlence kaynağımdı. Bir anda hepsi birden gittiler. Okul sanki susmuştu. Hüzünlüydüm sonraki sene, hem de çok hüzünlü.&lt;br /&gt;Seneler geçti, ben de mezun oldum. Ara sıra konuşmuş olsak da kopmuştuk artık; onun yolu başkaydı benimkisi başka. Üniversiteye girdiğimde onu gördüm yine karşımda. Evrim geçirmişti adeta. Minicik bir insan olmuştu. Çok zayıflamıştı. Bir anda garip gelmişti. Ordaki insanlar onu öyle biliyordu; zayıf ve çıtıpıtı. Bense eskiye döndüm o anda; bir film gibi geçti herşey gözümün önünden. Üzülmüştüm bu değişime. Ama sonra düşündüm; ben onu tanıyordum, fikirlerini, tarzını, kafasındakileri az çok biliyordum, bir yabancı değildi o. Sohbet edince herşey ortadaydı zaten. O hala oradaydı. Araya zaman girmiş olsa da bir dost olduğu hissediliyordu hala. 2 sene sonra üniversiteden de uzaklara gitmişti. Uzaklarda bile olsa, hiçbirzaman hatırımı sormayı, doğumgünümü kutlamayı, bir şekilde onun aklında olduğumu bana göstermeyi, destek çıkmayı unutmadı, hep bana yanımda olduğunu gösterdi.&lt;br /&gt;Şimdiyse yine uzaklarda, çok uzaklarda. Oralardan, biryerlerden bana yardımcı oluyor. Nasıl mı? Yazılarımı okuyor, yorumlarını yapıyor, destek veriyor, kendini anlatıyor, hal hatır soruyor, bana hala kopmadığımızı, içerlerde biryerlerde birşeyler olduğunu, hala onun orada olduğunu, dostluğun nedemek olduğunu gösteriyor. Teşekkürler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116310011198790368?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116310011198790368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116310011198790368' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116310011198790368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116310011198790368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/eski-bir-dost.html' title='Eski Bir Dost'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116301846436405636</id><published>2006-11-08T18:42:00.001+01:00</published><updated>2006-11-09T18:07:44.790+01:00</updated><title type='text'>Cool Erkek Sendromu</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/72211511.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/72211511.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tavlayana kadar bu cool erkekler başa bela oluyor. Çok çekici oluyorlar ve ilgi alanımıza giriveriyorlar. İlgimizi çeken her erkeğe olduğu gibi onlara da nasıl davranacağımız hakkında kafa yoruyoruz. İlk andan bizi yormaya başlıyorlar. Gelişen olaylarla bu cool erkeklerin nekadar rahat oldukları ortaya çıkıyor. Onlar hep istiyor çünkü kolayca almaya alışmış oluyorlar. İstediklerini alamazlarsa "amaaan bee" demelerinden korkuyoruz. İstediklerini alırlarsa onların gözünde herzamankilerden biri olmaktan çekiniyoruz. Kısacası ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Ama coolunu da bulmak kolay değil diye düşünüyoruz. Bulduk mu şansımızı deneyelim moduna giriyoruz. Sonra saatlerce acil vaka-kız arkadaş telefonları başlıyor. Bunu mu desem şunu mu, arasam mı, naz mı yapsam, ben de cool olmaya mı çalışsam derken günler geçiyor ve zaten bu bulunmaz hint kumaşı kafasında sizle takıldığını ve amacına ulaşmak üzere olduğunu düşünmeye başlamış oluyor. Yapılması gereken yarı yarıya ve şaşırtıcı davranmak. Hem istediğini vermek hem vermemek, hem tahmin edilebilir olmak hem olmamak, o nekadar coolsa okadar cool olmak, o herzamanki kızlar nekadar aynıysa okadar değişik olmak, kıvrak zekamızı kanıtlayabilmek...&lt;br /&gt;Bütün bu engelleri aşabilirsek eğer, işte bu erkekleri gerçek anlamıyla coolluklarıyla tanımanın vakti gelir. İlişkide de ayrı bir cool olurlar onlar. Sınırlarını bilirler. Kendi özel yaşamlarını;işlerini güçlerini, hobilerini unutmazlar. Bütün ilgisini size vermezler. Herşeyi derecesinde yaşarlar. Görmüş geçirmişlerdir ve muhtemelen sizle doğru kararı verdikleri düşüncesindedirler. Size olabildiğince doğru yanaşmaya, ilişkiyi doya doya yaşatmaya çalışırlar. Size kendilerinden birşey katmaya çalışır, sizden de alabildiklerini almaya çalışırlar. Karşılıklı herşey nasıl mükemmel yapılır bilirler ve bunu sürdürmeyi de becerirler. Emeğinizin karşılığı size verilmiştir. Artık içiniz rahat edebilir çünkü tavlama sahnesi sona ermiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116301846436405636?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116301846436405636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116301846436405636' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116301846436405636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116301846436405636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/cool-erkek-sendromu_08.html' title='Cool Erkek Sendromu'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37294730.post-116291234448732238</id><published>2006-11-07T15:56:00.000+01:00</published><updated>2006-11-09T18:09:38.670+01:00</updated><title type='text'>Camdan Bakarken</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/1600/177032740107_0_ALB.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4293/4186/320/177032740107_0_ALB.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kendimi yazarak ifade etmeyi seviyorum. Arabada giderken, başınızı cama yaslayıp dışarıda olup biteni seyredersiniz ya; çeşit çeşit insanlar geçer, kimiyle gözgöze gelirsiniz, kimi sizi farketmez bile, kimi sizin ilginizi çeker, merak edersiniz nereye yetişmeye çalışıyor veya neden, ne amaçla yürüyor diye, kimi ilginizi bile çekmez ama kimbilir nekadar ilginç bir hayatı vardır... Bütün bunları izlerken aniden boynunuzun ağrıdığını hissedersiniz ve ayaklanırsınız. Gerçek hayata geri dönmüşsünüzdür. Kendinizle, yakınlarınızla ilgilenmeye başlarsınız. O sokaktaki yabancılar artık sizin dünyanızın içinden değildir. Hayat okadar karmaşıktır ki genel olarak insanlar hep kendi problemleriyle ilgilenir ama asıl hissedilerek yaşanan zaman, o yabancılara bakarken aklınızdan geçenlerdir, size ait olan düşüncelerdir.&lt;br /&gt;O cam benim gözlerim. O camdan hayatı, etrafta olup biteni seyredip, onları yorumlamayı seviyorum ben. İnsanları, ilişkileri, yazılanları, çizilenleri, modayı, yemekleri, yeni açılan yerleri, sağı, solu; ilgimi çeken ve ilginizi çekebilecek olan herşeyi yorumlamayı, yazarak ifade etmeyi seviyorum ben. Buradan bunu yapmayı deneyeceğim. Camdan bakıp size gördüklerimi ileteceğim. Umarım ilginizi çeker...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37294730-116291234448732238?l=sidnikohen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sidnikohen.blogspot.com/feeds/116291234448732238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37294730&amp;postID=116291234448732238' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116291234448732238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37294730/posts/default/116291234448732238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sidnikohen.blogspot.com/2006/11/camdan-bakarken.html' title='Camdan Bakarken'/><author><name>sidney</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16604432845599628248</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry></feed>
