NY Gunlugu

Dunyanin obur ucundayim...
23 sene minik bir kus kafesinde yasamisim, simdi ise beni serbest birakmislar...
Ozgurlugun sarhosluguyla kendi kendime dolasip hayatin tadini cikiyorum.
Kendimi taniyorum, neleri sevip sevmedigime, kendi irademle karar veriyorum. O bana bunu yap dedi diye bunu yapmiyorum...
Sabah uyaniyorum, isime gidiyorum, guler yuzlu, mutlu insanlarla kominikasyon halinde oluyorum, sonra metroya biniyorum; binlerce yabanci yuz ama herkes birseyin pesinde, amaclari var, ben de o enerjiyi hissedip gunume devam ediyorum..
Evime geliyorum, bilgisayarimi acip anneme merhaba dedikten sonra kendime bir salata yapiyorum, obur aksam izlemek istedigim filmi secip siparisini veriyorum; yarin elimde olacaginin garantisiyle...
Daha sonra spor esyalarimi giyiyorum, sporumu yapiyorum, aciktigimi hissedip bir cafeye giriyorum, bir salata ismarliyip, gazeteyi elime aliyorum. Sex and the City'nin filminin yorumlarini okurken, dunyanin en enerjili sehrinde yasadigimi hissediyorum...
Sonra telefonum caliyor...
Kapadiktan sonra bir anda ruyadaymisim gibi hissediyorum, sonra ruyada olmadigimi anliyorum... Sabah birilerinin cikaridigi sesle uyanmiyorum, isime istemeyerek gitmiyorum, ise giderken trafigin icinde bogusmuyorum, butun gun enerjisi dusuk medeniyetten uzak insanlarla muhattap olmuyorum, sinirli cafe sayisi sebebiyle hergun kendimi koru kahvesinde ayni garsona siparis verirken neden orda oldugumu sorgulama pozisyonunda bulmuyorum, eve geldigimde gecenin 12sinden sonra cikmak istesem annemler rahatsiz olur mu diye bir dilemayla yasamiyorum, ozgurum... bunun guzelligini yasiyorum...
