Cuma, Aralık 29, 2006

HOŞÇAKAL...


Yürüyordum, seni gördüm, kafamdaki bir imajdın sen, aklım dağıldı. Bir bulut gibiydin adeta, kaç kere görmüştüm seni halbuki daha önce, rüyalarımda veya gözlerimin önünde... Karışıktı artık benim için herşey; biraz ondandın biraz bundandın sen. Tadını sevdiğim çorba gibi, bayılarak içtiğim çorbaya extra malzemeler eklemişler sanki ve artık sevmiyormuşum gibi.
Belki binlerce kere yazmayı denemiştim ama olmamıştı, zordu benim için; her bakımdan; düşünmesi zor, yaşaması zor, görmesi zor, yazması bile zor... Yazdım ve sildim kaçkere ama şimdi yazarken kocaman bir silgiyle sildiğimi hissediyorum birşeyleri, yüzümde tebessüm, o garip imaj ve bir pembe bulutun uçuşu, yok oluşu...
Annem birşeyi istersen, o istediğin şeyi pembe bir buluta koy derdi, sonra uçur derdi, dağların arkasına gönder, göremediğin bir yere gönder derdi, ozaman gerçekleşecekti isteğim; ben yok etmek istedim ve o bulutun içine yok olmasını istiyerek yerleştirdim onu. Onu ben yok ettim...

Pazartesi, Aralık 25, 2006

Çok Ayıp


Binlerce kişi dururken neden o? Arkadaşının sevgilisi mi? Nekadar ayıp. Kendini onun yerine koymadın mı hiç? Aynısı senin başına gelse nekadar sinirlenirsin düşünmedin mi hiç? Birine arkadaşının sevgilisine olan hislerinizi, onunla yaşamış olduğunuz heyecan dolu beraberliğinizi anlatınca karşı karşıya kalacağınız cümleler bunlar... Bana da anlatılsa, ilk tepki olarak ben de bu şekilde karşılık verebilirdim herhalde. İlk tepki düşünmeden verilir çünkü. Şimdi bu konuyu düşünmek istiyorum ben.

Bir bakış, bir temas, aynı anda söylenmiş bir söz, aynı bakış açısı; kısacası ikili arasında herhangi bir kıvılcım bu durumu durdurulamaz hale getirir aniden. Arkadaşının sevgilisi olması da daha çekici kılar üstelik. Bir engel vardır ortada. Aşılabilir mi o engel, cesareti var mıdır karşındakinin, arkadaşın sezmiş midir durumu? Bütün bu düşünceler heyecana heyecan katar. İstedikçe daha çok istersin onu. Sonra olan olur; kimse kimseyi durduramaz çünkü. Hissedilen elektrik seni o noktaya getirmiştir farkında bile olmadan. Aslında o güne kadar kafanda ayıpladığın, bu toplum tarafından hoş karşılanmayan olay senin başına gelmiştir ve çok normal hissedersin olanları o an. Giriş, gelişme, sonuç yoktur bu durumda. Herşey gelişmiş ve bitmiştir. Rahata kavuşulmuştur.

Size yapıldıysa böyle birşey, eminim bu yazıya kızacaksınız ama bilin ki bu herkesin; istisnasız herkesin başına gelebilir, onun için insanları yargılamamak lazım.

Gazetelerde gördüğümüz o aldatma haberleri, boşanma olayları ve bu tarz haberler; hep tepkili bakmamıza yol açar o insanlara. Halbuki onların yaptığı anormal birşey yoktur. Herkes aynı şeyleri yapar; onlarınki manşet olur. Manşet olunca da konuşulacak konu çıkar meydana. Sonra üzerine binlerce yorum. O yorumlarını yapmadan bir sağına soluna bak. Yok mu aynı yolda olan bir yakının? Onu da yargılıyor musun böyle sana içten bir şekilde aslında hissedilmemesi gereken hislerini anlattığında; yoksa destekliyor musun onu herkesin başına gelebilir diye???

Perşembe, Aralık 14, 2006

Dinlemeyi Bilmek


Bir konuyu net olarak bilmeden yapılan yorumlar vardır. Beni sinir eder. Bazen bilmiyor olmaktan utanır; biliyormuşuz gibi yorum yaparız, bazen laf olsun diye alakasız yorumlarla doldurmaya çalışırız muhabbeti, bazen konuyu bildiğimizi sanıp garip yorumlarla sonuçlarız konuyu. Hepimiz yaparız bunu; amaç laf olsun torba dolsun. Bu hem karşındakini yanlış yönlendirmektir; hem de onu ve en önemlisi kendimizi kandırmaktır.

Konu bizim ilgimizi çekmiyorsa açık bir şekilde ifade etmek lazım bunu. Yalandan dinliyor gibi yapmak anlamsız çünkü. Dinlememiz gereken bir durumsa ve konsantre eksikliği yaşıyorsak, bunu da karşımızdakine söylemek gerekir. Bilmediğimiz bir konuysa ve tartışmak istiyorsak derinine kadar öğrenmek lazım ki doğru şeyler söyleyebilelim.

Ailecenek kadınlar toplantısı yaptığımızda hep tartışma konusu oluyor bu durum. Geçenlerde toplandık yine. Teyzemin seneler öncesinde yaşamış bulunduğu bitmiş bir evlilik var. Uzaklarda yaşamış evliliğini. Herkesten uzak; kendi kendine. Yaşadıklarını, derinliğini; bütün gerçekliğiyle, net olarak kim bilebilir ondan başka? Her kafadan bir ses; öyle olmamıştı da böyle olmuştu, sen yanlış yapmıştın da, o bunu demişti. Sinir oldu sonunda. Başladı bağarmaya... Anlatmaya çalıştı; dinleyen yok. Birdahaki sefer yine aynı konuşmalar geçecek, eminim. Kimse kulak vermedi çünkü ona. "Bir dinlesek de öğrensek, yaptığımız yorumlar çarpık olmasa" diyen yok.

Dinlemeyi bilmeliyiz karşımızdakini, yoksa neye yarar kurduğumuz iletişim???

Perşembe, Aralık 07, 2006

Bir Erkeğin Psikolojisi


Onlar da depresyona giriyor, onlar da kafalarına takıyorlar, onlar da saatlerce düşünüyor, kendilerini yeyip bitiriyor, çözüm arıyorlar. Onlar da aynı kızlar gibi problemleri büyütüyorlar, unutmak için dvd izliyor, unutmak için arkadaşlarıyla dışarı çıkıyor, unutmak için gaza basıyor, unutmak için küfür ediyor, unutmak için bir takıma bağlanıyorlar.
Tek farkları unutmak için yaptıkları bu aktiviteleri hayatlarının bir parçası gibi yaşıyorlar ve gitgide onlara da bağlanıyorlar. Biz kızlar ise hayatımızdaki ekstra aktiviteleri sadece unutmamız gerektiğinde yapıyor, yeni birisini bulunca da hayatımızdaki tüm ekstraları çıkartıp karşımızdaki erkeğe bütün enerjimizle bağlanıyoruz.
Erkekler; farkında olmadan da olsa bizden çok daha dengeli bir hayat yaşıyorlar. Onlar hayat düzenlerini bir kız için değiştirmiyorlar. Belki de bu erkeklerin daha duygusal, kızlarınsa daha bencil olduğunu gösteriyor. Erkekler yapmaya alıştıkları herşeye bağlanırken, kızlar sadece onlara dünyadaki en büyük hazı veren erkeklere yeterince bağlanabiliyorlar. Diğer aktiviteleri onların yokluğunda, birşeyleri doldurmak amaçlı kullanıyorlar sanki.
İşte bütün bu sebeplerden dolayı erkekler ilişki çöküntülerini çok daha kolay atlatıyorlar. Bütün düzenleri bozulmuyor çünkü. Hala zevk aldıkları şeylerden zevk almaya devam ediyorlar. Tabiki eksiklik hissediyorlar ama bunu minimum şekilde yaşıyorlar.
Bence biz kızlar da hayatımızda bir erkek var diye sevdiğimiz, zevk aldığımız, bizi geliştiren, bize mutluluk veren hiçbirşeyden vazgeçmemeliyiz. Böylece hayatımız daha kolaylaşır, kötü zamanları daha rahat atlatır, kendimize daha çok güveniriz...

Salı, Aralık 05, 2006

New York New York


New York'lu bir arkadaşımdan mesaj geldi şuan. Yeni bir eve taşınmak istiyormuş. Evin resimlerini de yolladı. Biraz küçükmüş; onun için kararsız kalıyormuş. Düşündüm ben de; keşke New York'ta oturduğum ev mi yoksa daha küçük, yüksek tavanlı, cozy bir ev mi diye ikilemde kalsam, saatlerce düşünüp karar vermek zorunda olsam.
Ne güzel bir hayat yaşıyor aslında.
Sabahları uyanıyor, cornflakesini kocaman bir kaseye boşaltıyor, yanında meyvesini yiyor, kafasına göre, kimseyi umursamadan değişik kıyafetlerini üzerine geçiriyor, Starbucks'tan geçerken yağsız sütlü kahvesini eline alıyor; kimbilir işine yürüyor veya metroya biniyor. Sevdiği ve başarılı olduğu işine varıyor, gün boyu eminim canla başla çalışıyor, iş çıkışı evinin yan sokağındaki spor salonunda sporunu yapıyor, sonra belki sessiz bir cafeye uğrayıp kahvesini yudumluyor, oradan kalkıp evine doğru yol alıyor, evine varınca TiVo'sunun onun için işindeyken kaydettiği programları izliyor ve enerjisi hiç bitmiyor; gece oluyor, üzerine rahat ama şık kıyafetlerini geçirip herzaman gittiği barlardan birine gidip içkisini yudumluyor.
İşte; birçok kişinin hayalindeki hayatı yaşıyor o aslında. Belki ailesinden ayrı, çok yakın arkadaşlarından okyanuslar kadar uzak ama kafası rahat. Yaşamak istediği hayatı kendisi yönetiyor. Üstelik bu hayatı New York kadar enerji dolu bir şehirde yaşıyor. Hergün yapılacak değişik aktiviteler buluyor, vizyonuna vizyon katıyor.
Onunla 3 hafta ben de bu hayatı paylaştım. O herzamanki hayatını yaşarken, ben orada onunla tatil yapıyordum. Okadar güzel, içacıcı bir hayatı vardı ki tatil yapmak istememeye başladım onun yanında. Ben de onun gibi yaşamımı orada sürdürüyormuşum gibi davranmaya başladım, sanki rutin yapılacak işlerim var da onları halletmeye çalışıyormuşum gibi. Çok gerçekçi olmadı tabi çünkü rutin işler alışveriş, yemek, dvd ve sosyalleşmekten ibaretti benim için. Ne olursa olsun onun orada yaşadığı muhteşem hayatı gördükten sonra, o enerjisini hissettikten sonra, kendi kendine neler kattığını bildikten sonra hayata bakış açım değişti biraz da olsa.
Birgün inanılırsa herkesin hayali gerçekleşecektir, hayaller kurmuştuk biz de bir zamanlar; eğlenceli, geniş, sonsuz hayaller...

Pazartesi, Aralık 04, 2006

Kariyer Kadınları



Son zamanlarda karşıma çıkan kitapların çoğunun konuları hemen hemen aynı. Kariyer sahibi kadınların kendinlerine zaman ayıramamaları, ailelerini ikinci plana atmaları, işkolik olma yolunda ilerlemeleri... Peki bunun bir çözümü var mıdır? Ben denedim ama gerçekten çok zor. Son iki haftadır sabah 10.00 akşam 18.00 çalışıyordum. Eve gelince pestilim çıkmış bir vaziyette kendimi yatağa atıyordum. Yarım saat kestirdikten sonra yemek dolayısıyla uyandırılıyor ve saat 14.00'den beri yemek yemediğim için, midemi tıka basa dolduruyordum, yemek sonrası bir duş alıyor, kendimi tekrar yatağa atıyor, birkaç sayfa kitap okuduktan sonra uykuya dalıyordum. Haftasonlarımı erkek arkadaşıma ayırdığım için geriye ne aile fertleriyle ne de arkadaşlarımla görüşecek; ne spor yapacak ne de kuaföre gidecek zaman kalıyordu. Üstelik bahsettiğim işe başlama saati 10.00. Bundan 2 saat önce işlerinde bulunmaları gerekenler ne yapıyor onu da merak etmiyor değilim.
Birkaç kilo aldığımı farkedince spora kaldığım yerden devam etmeye karar verdim, pilatese yazıldım ve iş sonrası bu aktiviteyi gerçekleştirir oldum. Bu sefer eve 2 kat yorgunlukla varıyor, kimseyle konuşacak, şakalaşacak halim kalmıyordu. Yatmadan önceki 3 saatimi kendimle başbaşa geçirmek istiyordum. Öyle de yapıyordum. İşte maksimum sosyalken asosyal olmamın, hergün spor yaparken, yediklerime dikkat ederken kocaman bir köfteye dönüşmemin hikayesi bu şekilde gelişti. Sadece iş hayatından 2 hafta almıştı bu süreç.
Bu deneyimlerimden sonra kariyer kadınlarının hayatlarının (bir de çocuklu olanlar düşünülürse) nekadar zor olduğunu anladım. Birkaç tavsiye verebilecek duruma da geldim. Hayatı hafife almak lazım. İş hayatında stres almassak çok yorulmayız. İnsanı en çok yoran şey strestir. O hafiflikle işten çıkıp yarım saat sporumuzu yaparsak, yediklerimize dikkat edersek, güler yüzlü olmayı başarabilirsek herşey çok daha kolay olur. Son okuduğum kitap; Sophie Kinsella'dan "Pasaklı Tanrıça'yı" da bu konuda ders almak için tavsiye ederim. Hem çok eğlenceli, hem çok hafif, hem de hayatın gerçekleri kolay bir dille anlatılmış.
Biz kadınlar herşeyi başarabiliriz; hayata pembe gözlüklerle baktıktan sonra...